| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Sorucevap

29 "eğitim" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"eğitim" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

İrvin Yalom - Nietzsche Ağladığında

Artık bakması için konsantre olması gerekmiyordu. Artık retina ve korteks tam bir işbirliği içinde.. Sayfa: 11

Sizden iyileştirmenizi istediğim Nietzsche'nin bedeni değil, ümitsizliğidir. Sayfa: 18


Evlilik ve ona eşlik eden mülkiyet ve kıskançlık ruhu tutsak eder. Sayfa: 22


...ne kadın ne de erkeğin artık zayıflıklarıyla birbirlerine zulmetmeyecekleri günlerin geleceğini umuyorum." Sayfa: 22


Belki part-time bir evlilik bana uygun olabilir.. Sayfa: 26


Hayalinde bir süpürge kaptı ve bütün cinsel düşünceleri sildi süpürdü. Sayfa: 30


Üçümüzün zihinsel bir yaşamı paylaşacağımıza, birlikte ciddi felsefi çalışmalar yapabileceğimize inanmıştım. Sayfa: 34


Bizim kardeş beyinlerimiz vardı; yarım sözcükler, yarım cümlelerle, yalnızca hareketlerle birbirimize çok şey anlatabiliyorduk. Sayfa: 36

Bakışlarının adeta gizli bir defineyi korurmuşçasına içeriye baktığını. Sayfa: 67

Bazen baş ağrılarımın, beynimdeki doğum sancıları olduğunu düşünüyorum. Sayfa: 75

Fiziksel açıdan sağlıklı olmanın, toplumsal ve psikolojik açıdan sağlıklı olmaya bağlı olduğunu düşünüyorum. Sayfa: 81

Dürüstlük-dürüst sorular, dürüst cevaplar- en iyi ilaçlardır. Sayfa: 86

Genellikle sorulmayan soru en önemli sorudur! Sayfa: 88

Ama rağbet görmeyen bir gerçeğin, herşeyi zorlaştırmanın iyi olan bir yanı var mıdır? Sayfa: 88


"Neysen o ol. Gerçekler olmadan kişi kim ya da ne olduğunu nasıl keşfedebilir?" Sayfa: 89

"Ümit mi? Ümit en son kötülüktür!
..Pandora'nın kutusu açılıp, Zeus'un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı: Ümit. O zamandan beri, insanlar yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladı. Fakat Zeus'un arzusunun, insanların, kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır." Sayfa: 90


Her insanın ölümü kendine aittir. Ve herkes kendi tarzını belirleyebilmelidir. Sayfa: 91


Ölümün son iyiliği, bir daha ölümün olmamasıdır.. Sayfa: 91

Gerçek onsuz yaşayamayacağımız bir yanlıştır..

Gerçeğin düşmanı yalanlar değil, inançlardır.. Sayfa: 98

Yalan, yeni yalanlar doğurur.. Sayfa: 99

"Düşünceler, duygularımızın gölgesidir; ama her zaman daha karanlık, daha boş ve daha sade." Sayfa: 100

Kemikleri, eti, bağırsakları ve kan damarlarını kaplayan deri nasıl insan görünümünü katlanabilir hale getiriyorsa, ruhun ajitasyonu ve ihtirası da kibirle kapatılmıştır; kibir, ruhu kaplayan deridir. Sayfa: 101

...kaba birini taklit edebilecek kadar huysuzluğum üzerimde bugün.. Sayfa: 102

Acaba bu zeka bir deliye mi yoksa dahiye mi ait? Sayfa: 107

"Gördüğü birşeye yapışıp kalmakta inat eder; ama buna sadakat der." Sayfa: 109

"Herşeyin derinine inmek: Bu zahmetli bir özellik. İnsanın gözlerini hep yorar ve sonunda insan isteyebileceğinden daha fazlasını bulur." Sayfa: 109

Birinin kendisini başka birine açması ihanetin kapılarını açar ve ihanet insanı çok rahatsız eder değil mi? Sayfa: 119

Bazıları ise o anda yaşadıklarını daha önce de yaşadıkları gibi bir duyguya kapıldıklarını belirtiyorlar. Fransızlar buna deja vu diyorlar.. Sayfa: 120

Hegel ölüm döşeğindeyken, kendisini bir tek öğrencinin anladığını, ama onun da yanlış anladığını söylemiş! Sayfa: 123

Yanından geçen bir soru, en küçük soru tohumu, ana değdiği noktada filizlenip yeni sürgünler veriyordu. Sayfa: 123

"Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir." Sayfa: 124

Belki 'ben' ve bedenim, zihnimin arkasından bir dolap çeviriyordur. Bildiğiniz gibi zihin, tuzaklarla dolu arka sokaklarda gezinmeye bayılır. Sayfa: 125

Yalnızlık, hastalıkların üreyebileceği en uygun ortamdır. Sayfa: 129

Hiçkimsenin bir şeyi sırf başka birisi için yapmadığını göreceksiniz. İnsanın bütün eylemler kendisine yöneliktir, bütün hizmetleri kendine hizmettir, bütün sevgisi kendini sevmesindendir. Sayfa: 137

İnsanlar vedalaşırken, genellikle olayın sürekliliğini inkar eden sözler dile getirmeyi severler: Birbirlerinden ayrılırken 'Auf Wiedersehen' yani tekrar görüşene kadar, derler. Yeni bir araya gelme planları yapmakta çok aceleci davranırlar, ama bunu unutmakta daha da acelecidirler. Sayfa: 173

"bir erkek ancak bir erkek gibi davranarak onun içindeki kadının ortaya çıkmasına yol açar." Sayfa: 202

Bazen herkesin gizli bir anahtar cümlesi vardır diye düşünüyorum. Sayfa: 231

Hayat, doğru cevapları olmayan bir sınav. Sayfa: 233

İnsan dostunu, düşmanından daha zor affediyor. Sayfa: 251

..insanları etkilemek için akılcılığı bir kenara bırakıp daha aşağı düzeydeki becerileri kullanırsak, elimize geçenin daha ucuz ve daha aşağı düzeyde bir insan olacağıdır. Sayfa: 259

Kayalığa yapışan bir midyenin direnme gücü var onda.. Sayfa: 273

Belki benim öğrencilerim henüz dünyaya gelmediler. Benim günlerim yarından sonraki günler. Bazı filozoflar ölümlerinden sonra doğarlar! Sayfa: 302

Politika nedir?

 Çocuk babasina sorar: "Baba politika nedir?"
 
 Baba şöyle der: "Bak oğlum, ben eve para
 getiriyorum, öyleyse ben kapitalistim. annen parayi yonetir, öyleyse o hükumettir.
 
 Deden paranin doğru idare edilip edilmedigine dikkat eder,
 öyleyse o da sendikadir. hizmetci kiz ise işçi sinifidir. bizlerin
 ise tek hedefi vardir, senin rahatligin. dolayisiyla sen de halksin.
 ve altinda bezi ile yatan küçük kardesin ise gelecektir.
 
 Söyle bakalim anlayabildin mi?" Çocuk düsünür ve o gece
 babasinin anlattiklarini düsüneceğini söyler. Gece yarisi çocuk uyanir.
 Çünku küçük kardeşi altını pisletmiştir ve ağlamaktadır. Ne
 yapacağını bilemeyen çocuk anne ve babasinın yatak
 odasina gider. Annesi yalniz ve derin bir sekilde uyumaktadir, oyle
 ki onu uyandiramaz. hizmetci kizin odasina gider. bakar ki babasi
 hizmetci kizla yatmaktadir. dedesi de pencereden gizlice
 onlari izlemektedir.Hepsi öyle meşguldürler ki çocuğun orada
 olduğunu farketmezler bile.Çocuk hicbir sey yapamadan yatagina geri
 döner.
 
 Ertesi sabah baba çocuga kendince politikanin ne
 olduğunu anlatmasini ister.
 
 "Evet" der çocuk, "kapitalizm" işçi
 sinifini kötuye kullaniyor... Sendika bunu seyrediyor... bu arada
 hükümet uyuyor... Halk ise dikkate alınmiyor...
 
 Ve gelecek bokun icinde yatiyor! İşte politika budur..

Mezopotamya

Mezopotamya, bugün Irak, doğu Suriye ve Güneydoğu Anadolu'yu (Türkiye) kapsayan coğrafi bölgeyi tarif eden bir isimdir. Mezopotamya Eski Yunanca'da "iki nehir arasındaki yer" demektir; μέσος ("arasında" ve πόταμος ("nehir". Kastedilen iki nehir Fırat ile Dicle'dir, zira bölge bu iki nehrin arasında kalır.

Verimli toprakları ve uygun iklim şartları nedeniyle çok eski zamanlardan beri yoğun göçe sahne olmuş Mezopotamya, birçok farklı kültür ve halkın karıştığı bir bölge olmuştur ve bu nedenle de medeni gelişime sahne olmuştur. Bilinen ilk okur yazar topluluklara ev sahipliği yapmış bölgede birçok medeniyet gelişmiştir ve bu sebeplerden Medeniyet(ler) Beşiği olarak da anılmıştır. Hiçbir zaman Mezopotamya olarak anılan belirli bir siyasi mevcudiyet olmadığı gibi sınırları belirli bir bölge değildir. Basit anlamda Yunan tarihçileri bu bölgeyi anmak için bu ismi anmışlardır.


Tarih


Mezopotamya tarih boyunca farklı kavimlerin bir arada yaşadığı bir bölge olmuştur. Bölgeye uzun süre devam eden sürekli göçler, hem siyasi iktidarın belirli bir çizgi izlemesini engellemiş hem de kültürel ve teknolojik anlamda kent ve toplumların gelişimini körüklemiştir. Mezopotamya bölgesi dünyanın en tanınmış ve köklü medeniyetlerinden birkaçına ev sahipliği yapmıştır; Sümerler, Akadlar, Persler, Babilliler ve Assurlular gibi. Bunların dışında daha birçok halk ve kavim Mezopotamya'da kök salmıştır.


Yazı Öncesi Dönemden Sümerlere


Son buz devrinin sonlarına doğru, hâlâ hüküm süren buzul veya buzul arası iklim koşullarından kaçmak için insanlar topluluklar halinde güneye doğru göç etmişlerdir. Bu dönemlere dair kuzey Irak'ta ve çevre bölgelerde çeşitli yerleşim alanları göze çarpar. Daha sonra iklimin tarım için uygun hale gelmesiyle kuru tarım başladığı gibi yerleşim birimleri de oluşmaya başlamıştır.

Güneydoğu Anadolu'da Çayönü (Diyarbakır, Türkiye) ve Göbekli Tepe (Şanlıurfa, Türkiye) gibi yerleşim yerleri Neolitik dönemde Mezopotamya'daki göze çarpan yerleşim bölgelerindir. Bunlara kuzey Irak'taki Cermo da eklenebilir. Bu yerleşimler dönemin kültürel ve teknolojik gelişimini anlamak için önemlidirler.

Tarım gelişimi ve köy yaşamının başlangıcından yazının ortaya çıkışına kadarki dönemin ünlü yerleşim bölgelerine örnek olarak Samarra, Halaf ve Hasuna verilebilir. Bu dönemde her kent aynı zamanda ayrı bir kültürel tarz ortaya sunmaktaydı. Bu kentlerin ortak yönü konutların ortaya çıkışıdır. Yine de konutların mimari tarzı kentten kente değişiklik gösterir. MÖ 5500-MÖ 5000 dolaylarında Mezopotamya'da öne çıkan iki kültür kuzeyde Halaf kültürü ve güneyde Ubaid (Obeyd) kültürleridir.


Uruk döneminden bir heykelcik.Bölgenin bir sonraki evresi Uruk dönemi (MÖ 4000-MÖ 3100) olarak anılabilir. Bu dönemde güneydeki kentler büyük oranda gelişmiştir. Bu gelişmeler sadece kültürel planda değil aynı zamanda teknolojik plandadır da. Uruk kenti, dönemi karakterize eden kent olarak, çok önemli bir konumdadır. Sulu tarımın geliştiği bu dönemde, madencilik ve teknoloji dallarında da ortaya çıkan gelişmeler kentlerin genel durumunu yükseltmiştir. Uruk kentinin ünlü Mezopotamya kahramanı Gılgamış'ın evi olduğu da söylencelerde yer alır. Bu dönemde ticaret büyük oranda gelişmiştir ve Mezopotamya'nın o dönemde bilinen sınırları içeresinde yoğun bir ticaret ağı oluşmuştur. Ayrıca Anadolu ile yapılan ticaret, Anadolu halklarının kültürünü de Mezopotamya'ya, sınırlı anlamda da olsa, taşımıştır. Bu dönemin sonlarında yazı geliştirilmiş ve kayıt tutumu da başlamıştır. Bu dönemlerde ve daha sonra bir süre güneydeki gelişimlerin kuzeye geçmesi uzun zaman almıştır.


Sümerler


Mezopotamya'da yaşayan birçok farklı kavimden ilk öne çıkan ve daha sonraki medeni oluşumların temelini atan Sümerlerdir. Gerek yazı, dil, tıp, astronomi, matematik gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sümerlerdir. "Yaratılış" ve "Tufan"a ilk kez Sümerlerde rastlanır. Sümer döneminde Mezopotamya'da 18'i büyük olan yaklaşık 35 büyük şehir ve kasaba vardı. Bunlara örnek vermek gerekirse Kiş, Nippur, Zabalam, Umma, Lagaş, Eridu, Uruk ve Ur zikredilebilir.

Lagaş'ta iktidara gelen Ur-Nanşe yaptırdığı inşaatlarla öne çıkmıştır. Urukagina da
ilk yazılı reformları sayesinde tanınmıştır. Son dönemlerde Sümerlerin baş tanrısı konumundaki Enlil'in tapınağı Nippur'da idi bu nedenle Nippur Sümerlerin dini başkenti sayılırdı.

MÖ 2400-2350 yıllarında Sümerler düşüşe geçerken, Akkadlar yükselişe geçmiştir.


Image



Bir Akkad kralının zafer anıtının parçası, MÖ 2300 dolaylarına ait.


Akkadlar


Akkadlar Sami kökenli bir topluluktur. Sümerler döneminde Mezopotamya'ya göçen bu topluluk Sümer kültürünü benimsemiştir. Sümerler sonrasında Mezopotamya'nın lideri konumuna gelen halk, Mezopotamya'daki medeni gelişimin öncüsü Akkadlar olmuştur. Ayrıca Akkadlar daha sonra Mezopotamya'da güçlü konuma ulaşacak yine Sami kökenli Asur ve Babil halklarına da öncülük etmişlerdir. Akkadlar, Sümerlerden farklı olarak kent krallıklarından ziyade Evren veya Dünya krallığı kavramını Mezopotamya'ya getirmiştir. Bölgenin merkezi bir idare eline geçmesi de ilk kez Akkadlar döneminde olmuştur.

Akkad hanedanının kurucusu kral Sargon'dur. Agade isimli bir başkent kuran Sargon kayıtlara göre 34 savaş yapmıştır. Yine de Sargon'a dair bilgilerde mitoloji ile gerçeklik karışıktır. Sargon'un torunu olan Akkad kralı Naram-Sin de dedesinin yolundan gitmiş birçok sefer yapmıştır. Fakat Naram-Sin'den sonra bölgedeki güç dengeleri değişmiş ve Akkadlar düşüşe geçmiştir. Kısa bir süre için de Zagros Dağlarından inen ve işgale başlayan Gutiler yönetimi ellerine geçirmişlerdir.


Üçüncü Ur Hanedanı


Akkadların yönetimindeki zayıflıklar nedeniyle, birçok kentin yönetici hanedanı yönetimi tekrar ellerine geçirmişlerdir. Bu kentlerden öne çıkanı Ur kenti ve yöneticisi 3. Ur Hanedanıdır. Hanedan Akkadların izinden giderek bütün bölgeyi kontrol altına almak istemiştir. Yaklaşık 100 yıl kadar (MÖ 2100-MÖ 2000) süren bir dönemde Ur kenti Mezopotamya'nın en büyük siyasi gücü olmuştur. Dönemlerinin sonu yoğun göçler ve çevre toplulukların saldırıları ile gelmiş ve yönetimleri zayıflamıştır. Ur Sülalesinin yönetiminin sonu aynı zamanda Sümerlerin Mezopotamya'daki yönetimlerinin sonu demektir. Daha sonra Sümer kökenli olmayan kavim ve sülaleler egemen olmuşlardır. Yine de bu dönem kültürel, dini ve mimari açıdan medeni gelişimi büyük oranda etkilemiştir.


Image



Hammurabi kanunnamesi....


Asur ve Babil


3. Ur Sülalesinin çöküşünden sonra kuzeyde büyük bir siyasi güç olarak Asur, güneyde ise din ve kültür merkezi olarak Babil öne çıkmıştır. Aynı zamanda 2. binyılın erken dönemlerinde bölgeye gelen Hurri ve Amurrular (veya Amoritler) bölgenin gerek nüfus gerekse kültürel yapısını büyük oranda etkilemiş, daha sonraki siyasi olaylara da etki etmiştirler.

2. binyılın başlarında yükselen kavimlerden biri Asurlardır. Özellikle oluşturdukları geniş ticaret ağı onların Mezopotamya kültürünü farklı bölgelere yaymasına ve farklı kültürleri de Mezopotamya'ya taşımasına neden olmuştur. Anadolu'ya yazının gelmesi de yine bu dönemdeki Asurlu tüccarlar sayesinde olmuştur.

Diğer yükselen kavim ise güneyli Babil'dir. Amurru kökenli olan Eski Babil sülalesi, 5. kral Hammurabi ile dönemin diğer krallıkları üzerinde egemenlik kurmuştur. Bu sıralarda Anadolu'da Eski Hitit Devleti fetihlere başlamış ve sonunda Hitit Kralı I. Murşili MÖ 1595 yılında Babil'i alarak Babilin egemenliğine son vermiştir.


III. Tiglatpileser'i gösteren rölyef. MÖ 8. yüzyılın üçüncü çeyreğinden. Louvre MüzesiDaha sonraki dönemlerde Kassitler öne çıkmış, Anadolu'daki Hititler güçlenmiş, Hurriler Mitannilerin önderliğinde yeni bir siyasi güç oluşturmuşlardır. Yaklaşık iki yüzyıl süren Mitanni-Hurri egemenliğinin zayıflaması Asurların yükselmesine olanak vermiş ve MÖ 13. yüzyılda Asur kralı I. Şalmaneser Mitanni-Hurri devletini sonlandırmış ve Asur egemenliğini kesin olarak başlatmıştır. Fakat bu Asur egemenliği de yoğun göç dalgaları sebebiyle zayıflamıştır. MÖ 9. yüzyılın başında kuzeyde Asur'un tekrar yükselmesine kadar bölge karışık bir dönem geçirmiştir. Bu zamana kadar Mezopotamya ve çevresinde birçok yeni devlet ve kavim ortaya çıkmıştı.

MÖ 9. yüzyıldan yaklaşık MÖ 5. yüzyıla kadar süren Asur yönetimine Yeni Asur Krallığı denmiştir. Bu dönemde yoğun bir yayılma politikası benimsenmiş, her kral sayısız sefer yapmıştır. Yine de güney Mezopotamya'da Babil egemenliğini korumuştur. Babil dışında Urartular ve Medler de bağımsız birer güç olarak konumlarını korumuşlardır.

Bir dönem Asur zayıflasa da III. Tiglatpileser ile tekrar yükselmeye başlamış Urartu kralını yenmiş ve yayılma politikasıyla diğer önemli güçleri, Babil ve Medleri, rahatsız etmiştir. II. Sargon ve sonrasında Asur'un konumu daha da yükselmiş; Asur birçok krallığı egemenliği altına aldığı gibi Mısır'a yapılan büyük seferlerle Mısır'ı da yağmalamıştır. Yeni Asur Krallığı'nın en geniş olduğu dönemde Medler ve Babilliler, İskitlerle birleşerek Asur'a savaş açmış ve sonunda Asur'un yıkılmasına neden olmuştur.

Yeni Asur Krallığı sonrası dönemde Babil yükselişe geçmiş ve Yeni Babil olarak anılan bir dönem başlamıştır. Yeni Babil, Asur'un bütün topraklarına egemen olduğu gibi çevre krallıklara birçok sefer düzenlemiştirler. Bu sıralarda Medler Urartu devletine son vermiştirler. MÖ 539 yılında Perslerin Babil'i ele geçirmesiyle Yeni Babil son bulmuştur. Bu dönem ve sonrasında Persler tüm Mezopotamya'yı egemenlikleri altına almıştırlar.


Image


III. Tiglatpileser'i gösteren rölyef. MÖ 8. yüzyılın üçüncü çeyreğinden...


Sonraki Dönemlerde Mezopotamya


Mezopotamya Büyük İskender'in Persleri egemenliği altına alışına kadar Perslerin egemenliği altında olmuştur. Daha sonra bir süre Pers imparatorluklarının egemenliği altında kalmış, daha sonra Romalılar kuzeybatı bölümünü egemenlikleri altına almışlardır. Pers Sasani İmparatorluğu döneminde egemenlikleri altındaki Mezopotamya'nın büyük kısmı Del-i Iranşahr yani "İran'ın Kalbi" olarak anılmaya başlanır ve başkent Mezopotamya'da yer alır. MS 7. yüzyılın erken dönemlerinde Arap halifeleri Şam'ı kontrol altına alır ve zaman içinde Mezopotamya Arapların egemenliği altında tekrar birleşir. Yine de bu dönemde iki vilayet şeklinde idare edilir: kuzeyde Musul başkent, güneyde Bağdat başkenttir ki Bağdat daha sonra hilafetin de başkenti olur ve 1258 yılına kadar böyle kalır. 1508-1534 arasında Safaviler kısa bir dönem için Mezopotamya'yı kontrolleri altına alsalar da 1535'te Osmanlılar (Türkler) Bağdat'ı egemenlikleri altına alırlar. Osmanlı Devleti'nin egemenliği sırasında Mezopotamya üç vilayete ayrılarak idare edilir: Musul, Bağdat ve Basra. 1. Dünya Savaşı'nın sonunda Mezopotamya kısa bir süre için İngilizlerin yönetimine geçer ve İngilizler bugünkü Suriye ve Irak'ı bir Haşimi yöneticiye bağlı bir devlet olarak kurar. 1920'de İngilizler tarafından Irak ulus devleti kurulur ki bugünkü Irak sınırlarının yanı sıra bugünkü Kuveyt de sınırlara dahildir. Daha sonra 1961 yılında Kuveyt bağımsızlığını ilan eder.


Yazının Gelişimi


İlk yazı denemeleri piktogramlardan geliştirilmiştir. Bunlar hikayeleri, tarihi ve bazı olayları anlatan tabletlere çizilmiş resimlerdir. Daha sonraları farklı harfler için farklı işaretler geliştirmeye başlarlar ki buna çivi yazısı denmiştir. Bu yeni yazı türü kısa sürede yaygınlaşır ve piktogramlardan daha fazla kullanılmaya başlar. Harfler, kil tabletler üzerine oyulurdu.


Matematik, Tıp ve Astronomi


Mezopotamyalılar iki sayı sistemine sahipti. Sümerler, zamanı altmış dakikalık saatlerde ölçen ilk insanlardır ve haftada yedi günlük bir takvim de oluşturmuşlardır. Babilli astronomlar gündönümü ve tutulmaları hesaplayabiliyorlardı. Astronominin gelişimi din ve mitoloji ile iç içedir zira insanlar astronominin bir amacı olduğuna inanıyorlar ve ona bazı dini veya mistik unsurlar yüklüyorlardı. Örneğin tutulmalar kötüye işaretti. Her ne kadar anatomi ve tıp konusunda bilgileri olmasa da tıbbi tanı listeleri oluşturmuşlar, hastalıkları gözlemlemişlerdir.


Mezopotamya Halkları ve Dilleri



Mezopotamya büyük oranda göç almış, birçok kavme ev sahipliği yapmıştır. Fakat göç eden toplulukların çoğu var olan Mezopotamya kültürünü benimsemiş, ayrı bir kültür veya dil olarak barınamamıştır. Bu nedenle Mezopotamya'da var olmuş çoğu halkın, yazılı kayıtlar sayesinde, sadece isimleri bilinmektedir. Bunlara Guti, Amurru (Amorit), Kassit gibi halklar örnek olarak verilebilir.

Bugüne ulaşan çivi yazılı kayıtlar, tabletler sayesinde Mezopotamya'nın en yaygın dillerinin Sümerce ve Akadca olduğu söylenebilir. Bunlardan Sümerce Hint-Avrupa ve Sami kökenli bir dil değildir. Bazı özelliklerinin Ural-Altay grubu dillerle benzerlik gösterdiği düşünülmüştür. Yapılan çalışmalarla Sümerce ve Türkçede ortak olan birçok söz tespit edilmiştir (dingir-tengri, kabkagag-kap kacak gibi). Bugün Sümerce bu dil gruplarından ayrı bir dil olarak ele alınır. Akadca ise, Sami kökenli Akadların dilidir ve Sami kökenlidir. Daha sonraki dönemlerde kullanılan Babilce ve Asurca da Sami kökenli dillerdir.

Bunların dışında Hurrilerin Mezopotamya'ya girişi ve daha sonra Mitannilerin liderliğinde önemli bir siyasi konuma gelmeleriyle Hurrice de, en azından bir dönem için, Mezopotamya'nın önemli dillerinden biri sayılmıştır. Hurriceye dair pek bilgi yoktur yine de Urartuca ile aynı kökenden geldiği bilinmektedir.

Sümerce gibi diğer dillerden farklı özellikler taşıyan bir Mezopotamya dili de Elamca'dır.


Din ve Mitoloji


Antik Mezopotamya dini, kayıtları bilinen en eski dindir. Antik Mezopotamya dininin temelleri Erken Sümer Hanedanları tarafından atılmış, daha sonra oluşan uygarlıklar ve bölgeye yerleşen kavimler bu dini yapıyı benimsemiştirler. Her ne kadar bölgenin bölümleri arasında farklılık gözlense de temel dini figürler, destanlar ve inanışlar aynı kalmıştır.

Sümerce "evren" sözcüğü an-ki'dir. Bu tanrı An (veya Anu) ve tanrıça Ki'yi işaret eder. Bu çiftin çocuğu Enlil, hava tanrısıdır ve zamanla Sümerlerin ve daha sonraki kavimlerin baş tanrısı olmuştur.

Destanlar çoğu zaman hem tarihi, hem de dini/mitolojik öğeler taşımaktaydı. Yine tarihi kayıtlarda da dini ve mitolojik unsurlara rastlanır; örneğin kral listelerinde mitolojik unsurlarla gerçekler karışık biçimdedir. Daha sonraları ortaya çıkan birçok dinde de geçen ve araştırmacılarca Mezopotamya kaynaklı olduğu düşünülen anlatılara "Tufan" ve "Yaratılış" örnek olarak verilebilir.

Mezopotamya mitolojisi Sümer, Akad, Asur ve Babil odaklı olmakla beraber bölgeyi etkilemiş sayısız halkın mitolojilerinden yoğun biçimde etkilenmiştir. Politeistik bir din olan Mezopotamya dininin tanrı ve tanrıçaları zaman içinde isim değiştirse de özellikleri genelde aynı kalmıştır. Bazı önemli tanrı ve tanrıçalar şunlardır:

An, Sümer gök tanrısı daha sonraları Anu olarak anılmaya başlanır. Ki ile evlidir fakat diğer Mezopotamya dinlerinde Uraš olarak anılan bir eşi vardır.

Marduk, Babil'in baş tanrısı.
Gula veya diğer bölgelerde Ninişina, şifa tanrıçasıydı. Birisi hastalandığında şifa için ona dua edilirdi.
Nanna (bazı bölgelerde Suen, Nanna-Suen veya Sin), ay tanrısı. Enlil'in çocuklarındandı.
Utu (Šamaš veya Sahamaş), güneş tanrısı.
İştar, Asurlu aşk ve cinsellik tanrıçası. Sümer tanrıçası İnanna'dan köken aldığı düşünülür.
Enlil, Mezopotamya dininin en güçlü tanrısı olarak görülürdü. Karısı Ninlil çocukları ise: İnanna, Iškur, Nanna-Suen, Nergal, Ninurta, Pabilsag, Nuşu, Utu, Uraš Zababa ve Ennungi.
Nabu, yazı ve bilgelik tanrısı.
Ninurta, Sümer savaş tanrısı.


Image


Zigguratlar

Zigguratlar Mezopotamya'da yapılmış olan büyük tapınaklardır. Kil ve balçıktan yapılan zigguratlar çok yüksek yapılardı.

Ülkeler Neleri İle Ünlü?

ABD
Hawai Adaları, Kolarado Kanyonu (Büyük Kanyon), OSCAR Ödülleri (Hollywood), Dısneyland, Florida’daki Cap Canavarel Uzay Üssü (NASA), New York Şehri, Superior Gölü, Beyaz Saray, Pentagon, Yellowstone Milli Parkı, Kızılderililer, ABD’nin Simgesi Deniz Kartalı, San Fransisko Havaalanı, Yosemite ve Niagara şelaleleri,San Fransisko Köprüsü (Golden Gate) , Las Wegas, New Orleans (Caz müziğinin merkezi) Los Angelos (Hollywood) şehirleri, Harward,Yale üniversiteleri,Wall Street (New York Borsası) , Coca Cola,Pepsi, Mac Donalds,General Motors,Ford,Microsoft firmaları,Valley Kayalıkları (Arizona Çölü),Güney Dakotadaki dört Amerikan Başkanının büstünün bulunduğu Rushmoure Dağı,Jack London,Ernest Hemingway,John Steinbeck gibi yazarlar, Marilyn Monroe,Jane Fonda,E.Taylor,M.Brando,M.Streep,D.Hofmann,R.de Niro, Steven Spielberg,Michael Jacksen gibi sanatçıları,Times ve Neewsweek dergileri,Metropolitan Sanat Müzesi,Özgürlük Anıtı,Kaliforniyadaki Sekoya Ağaçları

AFGANİSTAN
Hayber Geçidi, Kaşmir Dokuması, Afgan Tazısı, Kabil Şehri,Hindikuş Dağları,Budda (Bamian) Kaya Heykelleri ve Tapınakları,(Taliban tarafından tahrip edildi)Halı Kilim Dokumacılığı,Mezar-ı Şerif ,Kandahar'daki Hırka-i Şerif Camii

ALMANYA
Otomotiv ( Mercedes, BMW, Opel, Wolkswagen ), Dayanıklı Tüketim Malları ( Bosch, Sıemens, Braun, Fakir, Mıele, Grundıg, Telefunken ), Bayer Kimya, Goethe, Brecht, Grass, Schiller, Thomas Mann, Remarque, Rilke Hienrich Böll gibi Yazarları, Beethoven, Bach, Brahms, Wagner,Robert Schuman gibi Müzisyenleri, Marx, Nietzche, Leibniz gibi Düşünürleri, Einstein, İmmanuel Kant, Martin Luther gibi Bilim Adamları, Michael Schumacher, Boris Becker, Franz Beckenbauer ( İmparator ) gibi sporcuları, Berlin ve Köln Katedralleri ile Bremen Mızıkacıları, Ren Havzası ( madencilik ), Lufthansa Hava Yolları, Berlin ( Berlin Duvarı, Brandenburg kapısı, Bergama Müzesi ) Hamburg, Frankfurt, ( Kitap Fuarı )Münih, Dresden Şehirleri

ARJANTİN
Tango Dansı, Eva Peron, Patagonya, Iguazu Şelalesi, And Dağları ve Aconcagua zirvesi ( Güney Amerikanın en yüksek zirvesi ) Büyükbaş Hayvan Besiciliği ve Arjantin Bifteği, Et, yün ve şarap üretimi, Başkent Buenos Aires, Colon Tiyatrosu, Jorge luis Borges

ARNAVUTLUK
Krom üretimi, İşkodra Gölü, Anavut ciğeri ve Arnavut böreği

AVUSTURALYA
Ayers Rock Kayalığı ( Dünyadaki en büyük monolit; Güneşin konumuna göre renk değiştirir. Aborjinlerin kutsal tapınağıdır.) Aborjinler ( Avustralya'nın kırkbin yıllık yerlileri ) Tasmanya Canavarı, Sydney’deki Opera Binası, Kanguru, Koyun Besiciliği, Okaliptus Ağaçları, Koala Ayısı ( keseli ayı ), Uçamayan Emu Kuşu, hertürlü sesi taklit edebilen Lir kuşu, Havlamayı bilmeyen köpek Dingo, Kakadu Ulusal Parkı, Melbourne Şehri, Büyük Mercan Kayalıkları, Yazar Patrick White

AVUSTURYA
Mozart, Schubert, John Straus, Haydn gibi bestecileri, başkent Viyana, Tuna Nehri, İnnsbruck ve Salzburg kayak merkezleri,

AZERBAYCAN
Azeri dansları, Hazar petrolleri

BARBADOS
Şekerkamışı, turizm

BELÇİKA
Demir-Çelik Endüstrisi, Anvers Limanı, Brüksel’deki AET Binaları, Atomium Heykeli, Brüksel Ulusal Tiyatro Binası, Brüksel ve Brügge Şehirleri, Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi, Brüksel Lahanası

BELİZE
Mercan resifleri

BOLİVYA
Ülkenin Kurucusu Simon Bolivar, Kalay Madeni, Koka Bitkisi, Lama ve Alpacalar, Nevado de Llimani Dağları, Başkent La Paz ( dünyanın en yüksekte yer alan başkenti ) Tiahuannacu ve Aymara Kültürlerinin Kalıntıları, Potosi Şehri, Bolivya yaylaları

BOSNA HERSEK
Erik üretimi

BREZİLYA
Rio Karnavalı, Amazon Nehri, Tropikal Yağmur Ormanları, Kahve ve Muz Üretimi, Futbol, Iguazu Şelalesi, Şekerkamışı Üretimi ve İhracatı, Rio de Janerio Şehri ve Ünlü Copa Cabana Plajı, Sao Paulo, Brassilia ve Salvador Şehirleri, Mimar Oscar Niemeyer ( Başkent Brassilia'yı tasarladı ), Kahve satış limanı Santos şehri

BİRMANYA ( BURMA )
İrrawadi Nehri, başkent Rangoon şehri, teak ağacı

ÇEK CUMHURİYETİ
Tarihi dokusuyla ünlü başkent Prag, skoda otomobilleri, pilsener ( plzen ) birası, Bohemya kristalleri, Karsbald kaplıcaları, Vaclav Havel

CEZAYİR
Büyük Sahra Çölü, petrol ve fosfat üretimi

DANİMARKA
Başkent Kopenhag, sığır eti, süt ve süt ürünleri, balıkçılık ( ringa, morina ), Hans Christian, Vikingler

DOMİNİK CUMHURİYETİ
Başkent Sano Domingo'daki Kristof Kolomb mezarı

EKVATOR
Muz Üretimi, Galapagos Adaları ( Darwinin Evrim Araştırmaları Yaptığı Adalar ), Mangrove Ormanları, Başkent Quito, Chimborazo Dağı, Tropikal Yağmur Ormanları, hasır şapka üretiminde kullanılan "kapok" ağacı

ENDONEZYA
Sumatra, Selebes, Cava, Borneo, Timor, Moluk, Bali adaları, kauçuk ve baharat ( Moluk Adası ) üretimi, Yağmur ormanları, çoğu volkanik 13.000 adası, 128 adet etkin yanardağ, Bali tapınakları güçlü, şanlı kent anlamına gelen başkent Cakarta, kazıklar üzerine kurulu evler, pirinç ve balık üretimi

FAS
Kazablanka şehri, fosfat üretimi, Rif Dağları

FRANSA
Kozmetik ( Vıchy, Loreal, Nıvea, Roc ) ve Otomotiv Endüstrisi ( Renault, Cıtroen,Peugot ) Cannes Film Festivali, Eyfel Kulesi, Versailles Sarayı, Champs Elysee Bulvarı Fransız Rivierası ( St.Tropez, Cannes, Nice ), Şarap ve Şampanya Üretimi, Moda’nın Merkezi Paris Şehri, Victor Hugo, Balzac, J.J.Roussou, Voltaire, Sartre, Moliere, Descartes, Montesguieu, Diderot, Stendhal, Emile Zola, Albert Camus gibi yazarları, Paul Gauguin, P.Cezanne, Renoir, Monet gibi Ressamları,J. P. Belmando, G.Depardieu, J.BinOche, I.Huppert, Notre Damus, Isabella Adjani Gibi Sinema Sanatçıları, Fransa Bisiklet Turu, Fransız Mutfağı, 1789 Fransız Devrimi, Mont Blanc Dağı, Napolyon Bonapart, Charles de Gaulle gibi Siyasetçileri, Normandiya Çıkarması, Paris Metrosu, Notre Dame Kamburu, HızlıTren, Sen ve Ren Nehirleri, Sarbonne Üniversitesi

FİLİPİNLER
Sayısı 7000'e ulaşan ada, Tepesinde sarıçiçekler açan ve ülkenin simgesi olan “Narra ağacı” Bohol adasındaki karstik oluşumlu “çikolata tepeleri”

FİNLANDİYA
Fin Hamamı ( Sauna ), Ren Geyikleri, Buzul Gölleri, Zambak Çiçeği, Nokia Cep Telefonları, Ormanları, Lapplar ( Samiler ) ve Kültürleri, Kağıt Üretimi ve İhracatı, Rauma ve Helsinki Şehirleri

GÜNEY AFRİKA CUMHURİYETİ
Ümit Burnu, Altın, Zümrüt, Elmas gibi yeraltı zenginlikleri, Nobel barış ödülü efsanevi lideri Nelson Mandela

GÜNEY KORE
Hyundaı Otomotıv ve Elektronik Endüstrisi, KIA, Samsung

HAİTİ
Kaplumbağa adası

HIRVATİSTAN
"Dalmaçya tipi kıyıları ve adaları," Zagrep şehri, turizm

HOLLANDA
Haarlem Lale Bahçeleri, Yel Değirmenleri, Montofon ve Holstein Cinsi İnekleri, Peynir Üretimi, Denizin Doldurulması İle Oluşturulan Topraklar (Polderler), Çiçek Bahçeleri, Rotterdam Limanı, Amsterdam, Den Haag (insan hakları mahkemesi) ,Lahey (uluslararası adalet divanı) ve Maastricht Şehirleri, Van Gogh, Rembredant gibi Ressamları

HONDURAS
Kahve, muz

HİNDİSTAN
Tac Mahal ( Agra ), Amristar Altın Tapınağı ( Sih Tapınağı ), İndus ve Ganj Nehirleri, Bilgisayar Yazılımı, Çay, Pirinç ve Hint Keneviri Üretimi, Mahatma Gandhi, Tagore, Salman Rüştü, Bombay, Kalküta, Yeni Delhi Şehirleri, Himalaya Dağları, Hindistan Cevizi, Mango Meyvesi, Budizm Dini, Ayur Veda, Sankrist Dili ve Alfabesi, Vittala ve Dilwara Tapınakları, Kobra Yılanları ile Ünlü Hint Fakirleri

IRAK
Babilin Asma Bahçeleri (Semiramis ), Hurma Üretimi, Bağdat Şehri, Petrol Yatakları, Şattülarap Nehri,Uruk ve Ninova harabeleri,Bağdat,Basra, Kerbela şehirleri

JAMAİKA
Boksit üretimi, ( Alüminyumun hammaddesi ) Atletizm sporu, şeker kamışı ve muz üretimi

JAPONYA
Fuji Yanardağı, Çiçek Süsleme Sanatı ( İkebana ), Bonzai ( Küçük Ağaçlar ), Kimono ( Geleneksel Giysi ) , Otomotiv Endüstrisi( Honda, Mazda, Toyota, Mitsibusi, Isuzu ) Elektronik Eşya ( Sony, Sharp, Canon, JVC, Yashica ) ve Bilgisayar, Optik Aletler, Balık Avcılığı ( Suşhi ), Geyşalar, Sergei İmamura, Akira Kurosava Gibi Sinema Yönetmenleri, Sumo Güreşi, Tokyo, Kyoto,Nagasaki, Hiroşima Şehirleri, Depremlere Dayanıklı Yapıları, Hızlı Trenler, Budizm, Zen Budizm ve Şintoizm Dinleri

KAMBOÇYA
Kızıl Khmerler, Mekong Nehri, Budha Heykeli, Budha rahiplerince kutsal sayılan Angkor-vat şehri, Teak ağacı, pirinç

KANADA
Ülkenin Simgesi Akçaağaç, Kutup Ayıları, Eskimolar(İnuit=insan), Balık Avcılığı, Kağıt Sanayi, Calgary Kış Olimpiyatları, Kış Mevsimi,Toronto Televizyon Kulesi,Tundralar ve Buzullar,Ulusal Parklar,Ottawa,Toronto,Montreal,Calgary,Quebec,Van couver Şehirleri,Niagara Şelalesi

KAZAKİSTAN
Baykal ve Aral gölleri, Kızılkum Çölü, Seyhun Nehri ( Sir-i Derya ), Baykonur uzay üssü

KENYA
Nairobi ve Mombasa Şehirleri, Masai Yerlileri, Klimanjaro Volkanik Dağı, Safari Turları, Tsavo ve Masai Mara Ulusal Parkları, Nakuru Gölü, Rift Vadisi

KOLOMBİYA
Zümrüt Madeni, Medelin, Gabriel Garcia Marguez, Başkent Bogota, Altın Zenginliği ve Başkent Bogota'daki Altın Müzesi ( dünyada birinci ), Nevada del Ruiz ve Nevada del Tulima Volkanik Dağları, Kok Ağacı, Kahve Bitkisi ve ihracatı, Olmek Büstleri, Dünyanın en zengin kuş çeşidi

KUVEYT
Petrol Yatakları,Kraliyet Ailesi

KÜBA
Havana Purosu ,Havana, Dansları ( rumba, mambo, konga, salsa, Küba bolerosu )Efsanevi Lider Fidel Castro, Şekerkamışı ve tütün Üretimi, Başkent Havana, atletizm, voleybol, boks gibi spor dalları

LİBERYA
Deniz ticaret filosu

LÜBNAN
Beyrut Şehri, Lübnan Sediri

LİBYA
Petrol Yatakları, Çöl Bedevileri, Muammer El Kaddafi, Fizan Çölü

LÜKSEMBURG
Demir rezevleri ve demir-çelik sanayi

MACARİSTAN
Balatan Gölü,Hun İmparatorluğu,Atilla,Bela Bartok (Besteci) İmre Kertez,Zoltan Fabri,Başkent Budapeşte

MADAGASKAR
Boabab Ağaçları ( Maymun Ekmeği Ağaçları ), Madagaskar Maymunu ( Katta ), Mahafaly Mezarlıkları ( Doğa Dinine ait ), "zebu" adı verilen hörgüçlü sığırlar, 800'ü bulan kelebek türü

MAKEDONYA
Mostar Köprüsü, başkent Üsküp

MALDİVLER
Mercankaya adaları, turizm

MALEZYA
Petrona Towers İkiz Kuleleri, Palmiye Yağı, Kauçuk, Kereste, Kalay, Başkent Kuala Lumpur, Tropikal Ormanlar, Taman Negara Ulusal Parkı

MALTA
Malta Şövalyeleri, Malta Eriği, Turizm,Başkent Valetta

MEKSİKA
Maya ve Aztek Uygarlıkları, Mısır Cipsi, Acapulco Sahilleri, Hasır Meksika Şapkası, Meksika Yemekleri, Viva Zapata, Pancho Villa, Meksiko City Şehri, Tikal Harabeleri, Barracana Del Cobre Kanyonu ( 1200 metre derin ) Frida Kahlo, Octavia Paz, Carlos Fuentes gibi sanatçıları, "hacienda" adı verilen büyük çiftlikler, gümüş ve petrol üretimi, domates ve bal üretimi

MISIR
Keops, Kefren, Mikerinos ve Gize Piramitleri, Nil Nehri ve deltası, Süveyş Kanalı, Pamuk ve hurma Üretimi, Kahire, İskenderiye Şehirleri, Assuan Barajı, Neferetetti, Tutan Kamon, Ramses, Ömer Şerif, Sina Yarımadası, El-Ehzer Üniversitesi, Papirus, Çöl Arazisi, Luxor Şehri ve Harebeleri ( Abu-simbel, Ramses obeliksi ) Kral Faruk, Cemal Abd-el nasır, Enver Sedat, İskenderiye feneri

MOĞOLİSTAN
Yurt Adı Verilen Moğol Çadırları, Taşlık Gobi Çölü, Kımız İçkisi, Kubilay Han, Cengiz Han, Timurlenk, Başkent Ulan Bator, Göçebe yaşam

MONACO
Monte Carlo'nun kumarhaneleri, okyanus müzesi, otomobil yarışları, turizm

NAMİBYA
Namib Çölü, Etoşha Ulusal Parkı, Büyük Balık Irmağı Kanyonu

NORVEÇ
Vikingler, Balık Avcılığı, Sogne Fiyordu, Orman Ürünleri, Kuzey Denizi Petrolleri, Henrik İbsen ( Yazar ), Somon ve Ringa Balığı Üretimi, Kağıt Üretimi ve İhracatı, Ren Geyikleri, Kutup gece ve gündüzleri, Denizci Kızıl Erik ( Kristof Kolombdan 500 yıl önce Amerika kıtasına ayak basmıştır.)

NİJERYA
Nijer Nehri, Mangrov ormanları, petrol ve doğalgaz rezervleri, kakao üretimi, yağmur ormanları, konuşulan 500 farklı dil, Wase Kayası

NİKARAGUA
Sandinista gerillaları

PAKİSTAN
İndus Nehri

PANAMA
Panama Kanalı, bakır rezervleri

PERU
İnka Uygarlığı, Nazca Çölü ve Dev Nazca Heykelleri, Titicaca Gölü, Balıkçılık, Koka Bitkisi, yük hayvanı "lama" ile yün üretiminde yararlanılan "alpaka," And Dağları, Machu Picchu Harabeleri, Huaca del Sol ( Güneş Piramidi ), Lima Şehri, İnkaların Başkenti Cuzco Şehri

POLONYA
Polka Dansı, Varşova’daki Bilim ve Kültür Sarayı,Varşova ve Krakov Şehirleri,Solidarnosc Sendikası,Lech Walesa,Auschwitz (Oswiecim) Nazi Toplama Kampı

PORTEKİZ
Lizbon Şehri, Asor Adaları, Kristof Kolomb, Magellan, Bartolomeu Dias, Vasco de Gama gibi gezginleri ve deniz seferleri, Maderia Adası, Fadango ve Fado Müziği, Fatima, Porto Şehri, Karanfil Devrimi, Porto şarabı

PORTO RİKO
Salsa dansı

ROMANYA
Karpat Dağları, Karpatların maradonası George Hagi, Nikolay Çavuşesku

RUSYA FEDERASYONU
Kızılmeydan, Kremlin Sarayı, Moskova Metrosu, Bolşoy Opera ve Balesi, Moskova Sirki, Tayga Ormanları, Sibirya Ovaları, San Petersburgun ( Leningradın ) Beyaz Geceleri , Lenin, Stalin Gibi Politikacıları, Tolstoy, Çehov, Turgenyev, Mayakowski Dostoyevski, Gogol, Pasternak, Ehrenburg Gibi Yazarları, Rahmaninov, Çaykovski Gibi Müzisyenleri, Rudolf Nureyev, Wladivostok, Nowgorad ve İrkutsk Şehirleri,Yenisey, Don, Obi ve Lena Nehirleri, Çarlık Yönetimi ve Ekim Devrimi, Baykal Gölü, Trans Sibirya Demiryolu, Mihail Gorbaçov, Boris Yeltsin Gibi Siyaset Adamları, Anna Kournokovika ( Tenisçi )

SEYLAN ( SRİ LANKA )
Yatan Budha Heykeli, Seylan çayı

SUDAN
Nübye Çölü, pamuk üretimi, Afrika kıtasının en geniş alanlı ve ençok komşuya sah ip ( 10 ülke ) ülkesi

SURİYE
Şam ( Damascus ) ve Halep Şehirleri, Golan Tepeleri, Caber Kalesi, Zengin Mutfak Kültürü

SUUDİ ARABİSTAN
Kabe’deki Hac ve Umre Ziyaretleri, Arap Atları, Petrol Zenginliği, Hurma Üretimi, Nüfud,Rubulhali ve Deha Çölleri, Mekke ve Medine Şehirleri,Cidde Havaalanı,Suud Ailesi ve Kraliyet Yönetimi,Deve Kervanları

TAHİTİ
Turizm

TAYLAND
Çivi Adası, Fil Yarışları, Bangkok Şehri, Tayland Uçurtmaları, Maymun Festivali, Kwai Köprüsü, Budist Tapınakları, Kauçuk Üretimi, Mekong Nehri ve Deltası, Siyam Kültürü ve Kedisi, Başkent Bangkok'un su üstündeki evleri ( Klongları ),Fra-Patom-Şedi Tapınağı

TAYVAN
Gece Kulüpleri, Taipeh Şehri, Elektronik Eşya Üretimi, Chiang-Kai-Shek Müzesi, 501metrelik yüksekliği ile dünyanın en yüksek binası olanTaypey gökdeleni

TUNUS
Zeytin ve Zeytinyağı Üretimi, Turizm, Kartaca Harabeleri,Şott Cerid Gölü, Şot adı verilen tuzlu ve sığ göller, Atlas Dağları, İslam mimarisi, Matmata'daki Mağara Evler

TİBET
Tibet Öküzü (yak ), Tibet Rahipleri, Lhasa Şehri, Dalay Lama, Potala Sarayı

TÜRKMENİSTAN
Pamuk Tarımı,Aşkabat Şehri,Karakurum Çölü,Petrol ve Doğalgaz Üretimi

TÜRKİYE
Yoğurt, İstanbul Şehri, Kız Kulesi, Peribacaları, Pamukkale, Türk Döneri, Türk Mutfağı,Nemrut Dağı,Truva Atı,Efes Antik Kenti,Ağrı Dağı,Türk Rakısı,Topkapı Sarayı,İstanbul Boğazı,Truva,Efes,Bergama Harabeleri,Ayasofya Camii, İstanbul ve Çanakkale Boğazları,Kazdağı (İda),İstanbul,Antalya,İzmir,Ankara ve tüm Doğal Güzellikleriyle..

UKRAYNA
Kiev ve Yalta şehirleri, Donets kömürleri, Krivoy Roy demirleri, Çernobil Nükleer Santrali

URUGUAY
Parana Irmağı ve Parana halici, inek ve danaları ( Güney Amerikanın İsviçre’si )

VATİKAN
Katolik Kilisesi , Papa, Hırıstıyanlığın Merkezi

VENEZUELLA
Angel Çağlayanı, Petrol Yatakları, Muz Üretimi, Güzellik Kraliçeleri,Caracas Şehri,Orinoco Nehri

VİETNAM
Along Koyu, Angkor Vat Tapınağı

YEMEN
Kahve Üretimi,Başkent Sana ve Sana Şehrinin ünlü Kerpiç Mimarisi

YENİ ZELANDA
Maori Yerlileri, Koyun Yetiştiriciliği ve yün üretimi, Başkent Wellington, Waitomo mağaraları

İNGİLTERE
Thames Nehri, Brıtısh Museum, Oxford Üniversitesi, Tower Brıdge, Bıg Beng Saat Kulesi, Wembley Stadı, Wımbledon Tenis Turnuvası, M.Jagger ( R.Stones ), P.Collins, Queen ( Fredy Mercury ), Rooben Hood ,İngiliz Porseleni, Çay Kültürü ( Beş Çayı ), İngiliz Pubları, Lordlar Kamarası, Londra, Liverpool, Birmingham şehirleri, Hyde Park, Endüstri Devrimi, Londra Borsası, Soldan akan Trafik, Kraliçe Elizabeth, İnç, Mil gibi ölçü birimleri, Francis Bacon, Bertrand Russel, Sheakespeare, Charles Dickens, George Orwell, Agatha Christie, Harold Pinter gibi yazarları, Windsor Kraliyet Sarayı, Devler Kaldırımı, Balmumundan ünlü heykellerinin sergilendiği Madame Tussaud Müzesi

İRAN
El Dokuması İpek, Tebriz, Isfehan, Şiraz Halıları, Cam ve Gümüş İşçiliği, Petrol Yatakları, Havyar,Tahran,İsfehan,Tebriz,Şiraz,Kum ve Meşhed şehirleri,Elbruz Dağı, Zerdüştlük,Bahailik Dinleri,Pehlevi Hanedanı,Humeyni,Minyatür resimleri, Seramik işlemeciliği,Hafız,Eşref,Hayyam ve Nizamilmülk gibi yazarları

ÜRDÜN
Lut Gölü (Ölüdeniz),Haşimi Krallığı,Amman ve Akabe Şehirleri,Wadi Rum

İSKOÇYA
Gayda Çalgısı, İskoç Viskisi, Erkek İskoç Eteği, İlk Klonlanan Koyun Dolly, Edinburgh ve Glasgov Şehirleri, Sean Connory

İSPANYA
Boğa Güreşleri, Flamenko Dansı, El-Hamra Sarayı, Mayorka, Minorka İbiza Adaları( Balear Adaları ), Fiesta, Zeytinyağı, Seat Otomotiv, Barcelona, Madrid, Granada, Sevilla, Cordoba, Santiago de Compostela Şehirleri, Rioja Şarapları, Pamplona ( Boğa Güreşi Festivali ), Kanarya Adaları, Sevilla, Toledo, Salamanca ve Barcelona Katedralleri, Cordoba Camii, Kraliyet Ailesi, Picasso, Salvador Dali, Goya, El Greco gibi ressamlar, Luis Aragon, Cervantes ( Don Kişotun Yazarı ), Garcia Lorca gibi yazarlar, Carlos Saura ( Carmen ), Antonio Banderas, Penolepe Cruz, Luis Bunuel, Pedro Almodevar gibi sinema sanatçıları

İSRAİL
Kudüs şehri, Ağlama duvarı, Yafa portakalı, Lut ve Teberiye gölleri, Necef Çölü, Şeria Irmağı

İSVEÇ
Nobel Ödülleri, Ericsson Cep Telefonları, Volvo Marka Otomobil, İkea ( Mobilya Firması ), Astrid Lindgren ( Masal Kitabı Yazarı ), Selma Lagerlöf, Ren Geyikleri, Olof Palme, ( unutulmaz başbakan ), Stockholm, Malmö, Göteborg Şehirleri, Alfred Nobel, Öoland Adası, Lappland Bölgesi ( yazın uzun gündüzleri ile ünlü ), İngmar Bergman

İSVİÇRE
Saat Üretimi, Çikolata Üretimi, Kış Sporları, Gölleri, Doğal Güzellikleri, Bankacılık Sistemi, Cenevre ( Pek çok uluslararası kuruluşun merkezi ) Bern, Zürih Şehirleri, Davos Şehri ve Toplantıları, Alp Dağları, Kara ve Demiryolu Tünelleri, İlaç Endüstrisi, Rutli Çayırları, milli kahramanları Guillaume Tell

İTALYA
Pisa Kulesi, Rönesansın Merkezi Floransa Şehri ( Roma ), Kanalları ve Gondolları ile Ünlü Venedik Şehri, Sardunya ve Sicilya Adaları, Etna ve Vezüv Yanardağları, Modanın Merkezi Milano Şehri, Deri, Gözlük , Giyim ( Benotton, Dıesel ), Otomotiv ( fiat,alfa romeo, ferrari,i veco ) ve Zeytinyağı Sanayii, Spagetti ve Pizza, Şarap ( Cianti ), Pavarotti, Rossini, Vivaldi, Puccini gibi Müzisyenleri, Leonardo Da Vinci, Fellini, Michelangelo, Raffael, Boticelli, Marco Polo, Roma, Cenova, Torino, Napoli, Palermo Şehirleri, Alp Dağları, Toskana Bölgesi, Collosseum, Dante Alleghri, Carlo Levi, Umberto Eccho, Giovanne Bocacccio Gibi Yazarları, Sophia Loren, Ornella Muti Gibi Sinema Sanatçıları, Abruzzo Ulusal Parkı, Gard köprüsü

YUNANİSTAN
Antik Yunan Mitolojisi ( Helen Kültürü ), Atina’daki Akropol Tepesi, Aynaroz Kayalıkları, Rodos ve Girit Adaları, Deniz Ticaret Filosu, Sirtaki, Olimpos, Delphi, Athos Dağı ve Rahipleri, Maria Callas, Nikos Theodorakis, 12 Adalar, Papandreu, Onasis, Başkent Atina, Korint Kanalı, Zeytinyağı üretimi,Hipokrat Yemini ( Doktorlar için )

İZLANDA
Balık Avcılığı, Volkanik Arazi ve Gayzerler ( Ateş ve Buzlar Ülkesi ), Geleneksel Koyun Yetiştiriciliği, Başkent Reyjkavik, Gullfoss Şelalesi, Edda Destanı,Sky tatlısı, Saga halk öyküleri, Reyjkavik turfandalıkları

ZAMBİYA
Zambezi Çağlayanları, Güney Luangwa Ulusal Parkı

ZAİRE ( KONGO )
Tanganika Gölü, manyok ve şekerkamışı üretimi

ZİMBABWE
Zambezi Irmağı, Hwange ulusal parkı, Viktorya ve Inyangambe çağlayanları, Kariba Gölü

ÖZBEKİSTAN
Semerkant ve Buhara ile Taşkent Şehirleri, Pamuk Üretimi, İpek Yolu,Kızılkum Çölü,Aral Gölü

ŞİLİ
Bağcılık ve Şarap Üretimi, Bakır Üretimi, Pablo Neruda, Atacama Çölü, Başkent Santiago, Salvador Allende, A.Pinochet, And Dağları, Dev taş heykelleriyle ünlü Paskalya Adası

Garcia Lorca - Atlının Türküsü

Bu güzel şiiri aynı zamanda Zülfü Livaneli besteleyip şarkı haline getirmiştir.İspanyanın gelmiş geçmiş en büyük şailerinden kabul edilen Lorca eşcinselliği tercih etmesi nedeniyle kiliseden büyük tepki görmüş; ispanyol iç savaşında Franco döneminde yaşamını yitirmiştir.

Atlının Türküsü

Kurtuba 
Uzakta tek başına 
Ay kocaman at kara 
Torbamda zeytin kara 
Bilirim de yolları 
Varamam Kurtuba'ya 
Ovadan geçtim yel geçtim 
Ay kırmızı at kara 
Ölüm gözler yolumu 
Kurtuba surlarında 
Yola baktım ama yol uzun 
Canım atım yaman atım 
Etme eyleme ölüm 
Varmadan Kurtuba'ya 
Kurtuba 
Uzakta tek başına 

Garcia LORCA

Cumhuriyet Öncesi TÜRK Tiyatrosu

 
1839-1923 Dönemi TÜRK TİYATROSU


Çağdaş Türk tiyatrosuna ilk öneli adım 1860'ta yapılan Gedikpaşa Tiyatrosu'yla atılmıştır. 1861'de bu tiyatroyu kiralayan Güllü Agop, 1868'de Osmanlı Tiyatrosu adlı bir topluluk kurarak Türk yazarlarına ve Türkçe oyunlara yöneldi. 1870'te Sadrazam Ali Paşa'nın İstanbul'un çeşitli bölgelerinde Türkçe oyunlar sergileyen tiyatrolar kurması koşuluyla kendisine sağladığı destekle, Türkçe oyunlar oynama imtiyazını 10 yıl elinde tutan Güllü Agop'un topluluğunda Ermeni oyuncular yanında Müslüman Türk oyuncularda yetişti. Bu oyuncular içinde en ünlüsü Ahmed Fehim'dir. Osmanlı Tiyatrosu'nda Namık Kemal, Ahmed Mithat Efendi, Abdülhak Hamid, Recaizade Mahmut Ekrem gibi ünlü şair ve yazarların yapıtları, Ahmed Vefik Paşa'nın usta işi Moliere uyarlamaları, özellikle ünlü Fransız melodram, güldürü ve vodvillerinin çevirileri, kantolar, müzikli oyunlar ve operetler sahnelendi. Güllü Agop'un Osmanlı Tiyatrosuna yön verdiği 15 yılın en önemli sonuçlarından biri de izleyicinin tiyatroya alışması oldu. Bu arada padişahlarda tiyatroya büyük ilgi gösteriyordu. Abdülmecid 1858'de Dolmabahçe sarayının yakınında bir saray tiyatrosu, tiyatroya baskı ve sansür koymasıyla ünlü Abdülhamid de 1889'da Yıldız Sarayı'nın bahçesinde yabancı tiyatro ve opera oyunlarının sahnelendiği bir tiyatro salonu yaptırdı.
Türkiye'de Batılı anlamda tiyatronun kuramsallaşması ve Türkçe oyun sergilenmesi yolunda Ermeni sanatçıların katkısı, melodrama ağırlık veren Mardiros Mınakyan ve Ahmed Vefik Paşa'nın Moliere uyarlamalarına ağırlık veren Tomas Fasulyeciyan'ın katkılarıyla sürdü. Bu dönemde halk tiyatrosu sanatçılarının tuluat adı verilen yeni tür bir tiyatro geliştirdiği görüldü. Batı tiyatrosunun konukları ve tipleriyle geleneksel tiyatronun tiplerini ve oyunculuk biçimini birleştiren ve doğaçlamaya dayanan tuluat, bir anlamda ortaoyunun sahne üstüne çıkarılmış biçimiydi. Ortaoyunu ustalarından Kavuklu Hamdi'nin önderliğinde 1875'te ortaya çıkan bu tür, Cumhuriyet'in ilk yıllarına değin yaygın bir biçimde yaşadı. Ayrılmaz öğesi olan kantoyla birlikte İstanbul'un Şehzadebaşı semtinde ramazan ayında şenlenen Direklerarası'nın başlıca gösterilerinden biri olmayı sürdürdü. Türk oyuncuların eğitimi için bir konservatuvar ve yerel yönetimce parasal açıdan desteklenen bir uygulama sahnesi oluşturulması yolunda ilk adım ise 1914'te Darülbedayi'nin kurulmasıyla atıldı; ilk Türk-Müslüman kadın sanatçı olan Afife Jale'de sahneye ilk kez 1920'de Darülbedayi'de çıktı. Tiyatroda Batı modelinin benimsendiği hazırlık aşaması döneminde oyun yazarlığında patlak bir atılım görülmedi. Yazarlar, daha önce hiç denemedikleri bir türde kalem oynatırken ister istemez Batılı ustalara öykündüler. Türk yazarları en çok etkileyen yabancı kaynaklar Victor Hugo'nun ,Shakespeare'nin, Moliere'nin oyunlarıyla yabancı melodramlar oldu. Bu bakımdan Türk dram sanatının İbrahim Şinasi'nin yazdığı ve ilk özgün Türk oyunu olan Şair Evlenmesi'yle (1860) başladığı kabul edilir. Bu oyunu, özellikle romantik yurtsever duygularıyla yüklü oyunlar izledi. Bu yapıtlar içinde en ünlüsü Namık Kemal'in Vatan Yahut Silistresi'ydi (1873). Meşrutiyet'ten sonra da özgürlük konusunu işleyen romantik tarihsel oyunlar ağırlık kazandı. 1839- 1923 dönemi içinde yazılan oyunlar genel olarak komediler, tarihsel dramlar, romantik dramlar, orta sınıf trajedileri ve melodramlardı. Bu dönemde yazılmış yüzlerce oyundan günümüzde de oynanabilir olanların sayısı çok azdır. Bu tür oyunların başında Ahmed Vefik Paşa'nın Moliere'den yaptığı uyarlamalarla oyun yazarlığını Cumhuriyet döneminde de sürdüren Musaphizade Celal'in Batı'nın töre komedisi geleniği içinde Osmanlı toplumunu eleştirdiği oyunlar gelir.

1923'ten Günümüze Türk Tiyatrosu

 
1923'ten Günümüze Türk Tiyatrosu

Cumhuriyet döneminde tiyatroda Batı modelini benimseyen Türkiye, gerek tiyatronun kurumsallaşması, gerekse oyun yazarlığının gelişmesi bakımından önemli atılımlara sahne oldu.
Tiyatroyu Türkiye'de çağdaş bir sanat alanına dönüştürme yolunda ilk büyük katkı ünlü tiyatro ve sinema adamı Muhsin Ertuğrul'dan geldi. 1927'de, Darülbedayi'nin başına geçen Ertuğrul, yerli yazarları yüreklendirmesiyle, izleyiciye sunduğu çağdaş çeviri oyunlarla, sahneleme, oyunculuk ve dekor kullanımında güncel anlayışı yerleştirmesiyle, yetişmelerine katkıda bulunduğu kadın ve erkek oyuncularla bugünkü Türk tiyatrosunun temellerini attı.
Eğitim görmüş tiyatrocuların yetişmesinde büyük hizmet vermiş olan Ankara Devlet Konservatuvarı ise, Musiki ve Temsil Akademisi'nin bir bölümü olarak açıldı. Burada, ilk mezunların çıktığı 1941'de Tatbikat sahnesi oluşturuldu. Bu hazırlık aşamalarından sonra da 1949'da Devlet Tiyatroları resmen kuruldu.
1950'den sonra tiyatro kuramlarının gelişmesi bakımından önemli atılımlar gerçekleştirilmeye başlandı. Tiyatronun yaygınlaştırılması yolunda devlet eliyle sürdürülen çabalar sonucunda Devlet Tiyatroları, Ankara,İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Trabzon ve Diyarbakır gibi kentlerde perdelerini açarak ve turneler düzenleyerek Türkiye'nin her yanında izleyiciye ulaşır hale geldi. Yetmiş yılı aşan tarihi boyunca çeşitli iniş çıkışlar yapan İstanbul Şehir Tiyatroları da çeşitli semtlerde beş sahneye sahip oldu. Türk tiyatrosunun gelişmesinde her zaman önemli rol oynamış olan özel tiyatroların sayısında 1960'larda büyük bir artış görüldü. Etkinliklerini 1960'lardan bu yana sürdüren özel topluluklar arasında Kent Oyuncuları, Ankara Sanat Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu ve Dostlar Tiyatrosu sayılabilir. Oyunculuk ve sahneleme açısından Batı modelini izleyen ödenekli ve özel tiyatrolar yanında, ortaoyunu ve tuluat tiyatrosunun oyunculuk tarzını sürdüren özel topluluklar da oldu. 1970'lerin ortalarında pek çok özel tiyatro kapandı, yeni açılanların bir bölümü de başarılı olamadı. 1980'lerin ortalarından bu yana İstanbul'daki özel tiyatrolar yeniden bir canlanma dönemine girdiler.
Türk oyun yazarlığı, Cumhuriyet döneminde Batı modelini uygulayan tiyatronun kurumsallaşması yolunda yapılan atılıma koşut olarak gelişme gösterdi. Gerçekçi Avrupa tiyatrosundan büyük ölçüde etkilenen Türk yazarları, gerçekçi doğrultuda yazdıkları oyunlarda öncelikle, Osmanlı toplumundan modern Türk toplumuna geçilirken yaşanan sancıları dile getirdiler. Bu geçiş dönemini yansıtmakta en başarılı olmuş yapıtlar Reşat Nuri Güntekin'in Yaprak Dökümü (1930) ve Ahmet Kutsi Tecer'in Köşebaşı'sı (1984) idi. Çok üretken bir yazar olan Cevat Fehmi Başkut ise toplumsal eleştirel yaklaşımını çoğunlukla güldürü çerçevesi içine yerleştirdi.
Türk oyun yazarlığında Cumhuriyetin ilk 30 yılında ağırlık kazanan eleştirel gerçekçi yaklaşım etkisini günümüze değin sürdürdü. 1950'lerden çok partili döneme geçildiğinde devlet yönetimine ilişkin siyasal sorunlarda tiyatro sahnesinde gündeme getirildi. Aynı zamanda, toplumsal sorunları yansıtma aşamasından, bu sorunların kaynak ve nedenlerini irdeleme aşamasına geçildi. Bu dönemde Türk tiyatrosu yeni yazarlar kazandı. Aziz Nesin ve Haldun Taner bildik gerçekçi dram kalıplarını zorlayarak yeni biçim denemelerine giriştiler.
1960'lar Türk tiyatro edebiyatı içinde parlak bir dönem oldu. Siyasal, ekonomik, kültürel açılardan önemli bir bilinçlenme aşamasının yaşandığı bu dönemde tiyatro, işçi ve köylü kesiminin sorunlarına eğildi. Bir yandan, orta sınıftan ailelerin yaşadığı toplumsal ve ekonomik sorunları irdeleyen gerçekçi oyunlar yazılırken, köy ve gecekondu ortamı da yaşama ve giyinme biçimi ve dil özellikleriyle sahneye getirildi.
Bu dönemin en yaygın türlerinden biri de konularını Osmanlı tarihinden, halk kahramanlarının yaşamlarından ve mitolojiden alan, şiir diliyle yazılmış oyunlardır. Güngör Dilmen, Orhan Asena, Turan Oflazoğlu, Necati Cumalı bu doğrultuda yapıtlar verdiler. 1960'ların sonlarına doğru siyasal içerikli belgesel oyunlarda yazılmaya başlandı. Sermet Çağan'ın, Brecht'in epik tiyatro yöntemini doğrudan uyguladığı Ayak Bacak Fabrikası (1964), bu dönemde toplumcu gerçekçi yaklaşımın bir örneği oldu.
Türk oyun yazarlığına öz ve biçim açısından kişiliğini kazandırma yolunda önemli bir katkı 1960'larda Haldun Taner'den geldi. Ahmet Kutsi Tecer'in 1940'larda geleneksel Türk tiyatrosunun gevşek dokulu oyun yapısını ve göstermeci anlatımını kullanarak yazdığı Köşebaşı oyununun ardından, 1950'lerde ve 1960'ların başlarında göstermeci anlatımı kullanma ve tiyatroda açık biçim anlayışını benimseme yolunda oyun denemeleri yazmış olan Taner, 1964'te Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu tarafından sahnelenen Keşanlı Ali Destanı'yla geleneksel Türk tiyatrosunun belirleyici özelliklerini çağdaş anlamda toplumsal siyasal bir içerikle birleştiren yeni bir yerli türün, yerli epik müzikalin yaratıcısı oldu.
1970'lerde pek çok topluluk ağırlıkla politik tiyatro üstünde durdu. Bu dönemde sık sık yerli ve yabancı siyasal-belgesel oyunlar sahnelendi; bir yandan da gerçekçi köy oyunları, tarihsel oyunlar, geleneksel Türk tiyatrosunun özelliklerine dayalı müzikli oyunlar, kabare oyunları, epik oyunlar yazıldı. Ülkede yaşanan toplumsal siyasal çalkantılardan tiyatronun da olumsuz bir pay aldığı bu dönemin en başarılı oyunlar, geleneksel Türk tiyatrosunun anlatım biçimlerini kullanmayı sürdüren Turgut Özakman'ın aynı biçemi benimseyen Oktay Arayıcı'nın ve Asiye Nasıl Kurtulur? Oyunuyla üne, gene epik türde yazdığı toplumcu gerçekçi oyunlarla pekiştiren Vasıf Öngören'in ürünleridir.
1980'lerde ise oyun yazarlığı nicelik ve nitelik açısından bir durgunluk yaşadı. Bu dönemde Refik Erduran, Orhan Asena, Turan Oflazoğlu, Necati Cumalı, Melih Cevdet Anday, Turgut Özakman, Sabahattin Kudret Aksal, Recep Bilginer, Güngör Dilmen, Başar Sabuncu, Dinçer Sümer gibi 1950'lerden yada 1960'lardan bu yana oyun yazmayı sürdüren yazarlar dışında, 1970'lerde yazmaya başlayan Bilgesu Erenus ve Tuncer Cücenoğlu'nun, yapıtlarıyla 1980'lerde gündeme gelen Murathan Mungan, Ülkü Ayvaz, Ferhan Şensoy ve Mehmet Baydur gibi yeni yazarların oyunları sergilendi.

Shakespeare - Kral Lear'in Soytarısı

Kral Lear'in Soytarısı

"Elizabeth devri tiyatrosundaki 'soytarı'nın geleneksel görevi; içinde bulunduğu fakat kendisinin gerçek bir üyesi olmadığı bir çevreyi iğneli bir dille eğlendirmektir. Sözleri ciddiye alınmadığı ve adam yerine konmadığı için kendisine büyük bir söz özgürlüğü tanınır. Diğer insanların mahrum bulunduğu bir haktan istifade ederek gerçeği tüm çıplaklığıyla haykırabilir.

Konumu; durumlara, geleneklere, kurumlara ve etrafındakilere saldırmak için son derece müsaittir. Ama görevinin dışında, soytarıyla eğlendirdiği soylular arasında insanca ilişkiler kurulması, söz konusu bile değildir...

Shakespeare'in 'Kral Lear' oyunundaki, Lear'ın soytarısı, yalnız çevresindeki gülünç durumların değil, aynı zamanda kendi soytarılığının ve Lear'in çılgınlığının da bilincine varabildiği için diğer soytarılardan ayrıdır. Ayrıca alt üst olan aile ve devlet düzeni karşısında, daha çok Lear'ın iç dünyasını ve bilinçaltını dile getirmesi bakımından ayrıcalıklıdır..

Kral Lear'da soytarının efendisine büyük bir sevgiyle bağlı olduğunu, onun çilesini bütün içtenliğiyle paylastığını görürüz. Lear, çektiği acı yüzünden krallığın donmuş kalıplarından sıyrılıp nasıl herkes gibi bir insan olduğunu öğrenirse, soytarı da bu yogun acıyı onunla paylaşarak trajik bir yüceliğe erişir. Soytarının Lear'a karşı duyduğu bağlılığın ve öfkenin kaynağı kralın en küçük kızı Cordelia'dır.

O Fransa'ya gidince üzüntüsünden bir süre ortalıkta görünmez. Lear ile birlikte olduğu sahnelerde ise, her fırsatta onun, kızına nasıl haksızlık ettiğini acımasız bir dille hatirlatır. Efendisi kendi isteğiyle topraklarını iki kızı arasında bölüştürmüş, yetkilerini onlara aktarmış, sadece soyut bir krallık sıfatını korumak istemiştir. Kendisine olan sevgisini süslü cümlelerle anlatmayan kızını da ( Cordelia), bu haklardan mahrum etmiştir. Soytarı efendisine bunun ne büyük bir aldanış olduğunu göstererek, onu insanların katına indirir..

Oyundaki yeri öylesine önemlidir ki, sahneye gelmeden önce sözü edilir... Görevi şaklabanlık ve insanları eğlendirmek olan soytarının konusu açıldığında onun hakkında kral'a : "Cordelia'nın Fransa'ya gittiğinden beri günden güne eriyor" demeleri onun karakterinin, oyun içindeki gelişiminin anlaşılması için önemli bir başlangıçtır...

Soytarının oyun içindeki başlıca iki görevinden biri Lear'a gerçekleri göstermek, kızları konusunda hata yaptığını her fırsatta dile getirmektir... Diğeri ise onu teselli etmek, ıstırabının şiddetinden aklını yitirmesine mani olmaktır. Soytarı bu iki görevi birbiriyle karıştırarak yerine getirir. Kimi zaman da hoş nükteleri ve şakalarıyla onu güldürür...

Lear'ın içi içine sığmayan şımarık bir çocuk tarafı vardır; kralın bu zaafını ve bu yüzden başına gelecek olan felaketleri herkesten fazla hisseden soytarı, onun mantıklı, olgun bir insan gibi hareket etmesi için uğraşır. Lear soytarısının alaylarına, ikazlarına önem vermiyormuş gibi görünür fakat bütün bunlar bilinçaltında mutlaka bir iz bırakır...
İkinci perdede Lear'ın ıstırabının arttığı oranda, soytarının hücumlarının şiddeti azalır. Kendi hassas ruhunun ve zayıf vücudunun hissettiği ıstıraba rağmen soytarı şarkılar söylemek, nükteler savurmak, kral'ı eğlendirmek ister. Korkunç şartlar altında bile görevini yerine getirmek için çırpınır ama Lear'a acısını unutturamaz, onu güldüremez.

Üçüncü perdenin dördüncü sahnesinde artık coşkun ve çılgın soytarılık maskesi yavaş yavaş yüzünden düşmekte ve kralın sadık, hazin hizmetkarı gittikçe meydana çıkmaktadır.

Altıncı sahnede biraz kendine gelen soytarı yine vazifesini yerine getirmeye koyulur. Artık başlıca gayesi zararsız şakalarıyla kral'ı güldürmek ve delirmesine mani olmaktır...

Artık soytarı o kadar yorgundur ve o kadar bitap düşmüştür ki, olup bitenlerin adeta farkında değildir. Uyuyan Lear'ı sedyeyle götürecekleri zaman bile soytarı çöktüğü yerde kalır. Kent onu çağırır : "Gel efendini taşımaya yardım et, bizden sonra sen de burada kalmamalısın" der. Böylece onun da yardımıyla Lear'ı taşıyarak çıkarlar. Bundan sonra soytarı ortalıktan kaybolur ve görünmez...

Lear'ın soytarısı da Shakespeare'in diğer soytarıları gibi düzyazı diliyle konuşur. Ama onlarinkinden farklı olarak çok daha karmaşık, duygu ve düşüncenin iç içe olduğu bir hayal gücünü yansıtır bu düzyazı. Lear'ın soytarısı tanık olduğu olaylar karşısında diğer oyunlardaki meslekdaşları kadar kayıtsız kalamaz. Onda soytarıların genel anlamdaki yabancılaşmasını yadsıyan bir bilinç ve duyarlık vardır. Konuşmalarındaki tumturaklı özentili sözlerin yeri yoktur. En kaba saba deyimlerle en çarpıcı durumları bir araya getirir.

Soytarı diğer eserlerdeki gibi seyircileri güldürmek için esere ilave edilmiş tuhaf bir adam değil, ıstırap havasını daha müthiş yapan trajik bir karakterdir. Hüzün ve neşeyi çok güzel birleştirir...

Kişisel hiçbir ıstırabı yoktur. Beraber yaşadığı, sevdiği insanların faciasını hissettigi için derin bir hüzün içindedir. Buna rağmen derdinden hiçbir zaman bahsetmez. Hatta derdi yokmuş gibi konuşur ve hareket eder.

Maddi ve manevi en zor şartlar içinde fırtınanın şiddeti ve Lear'ın çılgınlığı onu mahvettiği zaman dahi görevini yapmaya, Lear'ı güldürmeye çalışır.

Oyun içindeki konumu bir zincirin halkasına benzetilebilir. Hem Lear'ın karakterinin gelişmesinde etkisi olan biridir hem de yokluğu, trajedinin ahengini bozacak sonuca varabilir...

Gülünün Solduğu Akşam - Erdal ÖZ

Gülünün Solduğu Akşam - Erdal ÖZ


Arkadaşlarımla kitaplar hakkında konuşurken arada derede "Şu kitabı da öneririm." diye geçen ve içeriğinden biraz söz edince ilgimi çeken ve hemen başladığım kitap...

Kitabı alalı bir hafta olmuştu ama bugün başladım.İlk sayfada koptum,Erdal Öz'ün önsözüyle...

Merak ettiğim bir konuydu Deniz Gezmiş ve diğer üç arkadaşının yaşadıkları, kaldı ki, Erdal Öz cezaevinde onlarla geçirdiği kısacık zaman diliminde onlardan birşeyler öğrenebilmişti ve Deniz Gezmiş ona şöyle dedi: "Sen aramızda bulunan tek yazarsın, bizi sen yazacaksın."

"Anı, belge, anlatı" temelinde roman olarak okunabilecek güzel bir kitap... Eğer bu konuya ilgiliyseniz ve merak ettikleriniz varsa, tavsiyemdir... Sonunda ağlatabilecek bir kitap.


Yazar'dan:


"'Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil' ve daha niceleri. Mamak Askeri Cezaevinde bu çocukların çoğuyla konuşmuştum.

Deniz'le anlaştığımız gibi, tuttuğum notlardan yola çıkarak bir roman yazacaktım. Sorduğum sorularla onları sürekli küçük ayrıntılara yöneltmeye çalışmıştım.

Roman, bu ayrıntılardan doğup gelişecekti. Ne yazık ki iş yarım kaldı. Hele belgesel bir roman için elimdeki notların yetersizliğini görünce böyle bir çalışmaya girmekten vazgeçmek zorunda kaldım. Yıllar sonra, bir başka biçimlemeyle, sonunda oluşturabildim bu kitabı.

'Gülünün Solduğu Akşam', serüven dolu sürükleyici bir roman gibi de okunabilir. Ama acı ve hüzün yüklü bir kitap olduğu da bilinmelidir. Anı, belge, anlatı karışımı bu kitabı dilerseniz bir roman gibi okuyun; yeter ki sizde bırakacağı hüzün kalıcı olsun." (arka kapak...)

alıntı:N.T(sevgiadasi.com)

Peyami Safa Kimdir?

Peyami Safa Kimdir?

Peyami Safa 1899'da İstanbul'da doğdu. Şair İsmail Safa'nın oğludur. 13 yaşında Posta Telgraf Nezaretinde çalışmaya başladı. 1914 ve 1918 yılları arasında öğretmenlik,1918 ve 1961 arasında gazetecilik yapmıştır. Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı.

Bu gazetede 1919'da imzasız olarak "Asrın hikâyeleri" başlıklı hikâyelerini yayınladı, Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de dergi çıkardı.
Tasvîr-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Oğlunu askerliğini yaptığı sırada kaybetmesi Peyami Safa'yı çok sarstı. Bu olaydan birkaç ay Havadis Gazetesi'nin baş yazarı iken 15 Haziran 1961'de İstanbul'da öldü. Peyami Safa halk için yazdığı romanlarını "Server Bedi" adıyla yayınladı.

80 kadar olan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya (1936) romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazdı. Peyami Safa'nın fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem vermiştir. Toplumumuzdaki ahlâk çöküntüsünü, medeniyetin yarattığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirdi. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını ustaca işledi.



Elbette ki "Peyami Safa" deyince,akla ilk gelen Türk Edebiyatında psikolojik tahlil ve çözümlemelere ağırlık vermiş olan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu olacaktır...

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Özet...


Küçüklükten beri ızdırabını çektiği hastalık...
Bu hastalığın hem bedenine hem de ruhunda açtığı yaralara rağmen ayakta kalmaya çalışan bir çocuğun içinde yeşeren kısa süreli aşk ve ümit çiçekleri ardından gelen sonsuz acı.

Kendinden yaşça büyük olan Nüzhet'in aşkıyla hastalığını bile unutarak,aşkın heyecanınıyaşayan ama yine de içinde "kaybetmek korkusu" barındıran bir çocuk.Ve sonrasında Nüzhet'i kaybetmesiyle daha da ağırlaşan hastalığı,Nüzhet'ten uzaklaşması,kurduğu hayallerin,yalnızca "hayal" olarak kaldığı gerçeğini her zamankinden daha çok ve daha acılı olarak yaşaması...
Hastalığına çare bulmak için oraya buraya koşuşturmalar,gece yarıları uyutmayan sancılar,en sonunda yatmaya başladığı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu...

Çocukların yattığı bu koğuşta,duvarlarla tek başına kalmasıyla çocuğun aşk ve acı kokan çığlıkları.
Bedenine az da olsa iyi gelen fakat ruhuna hiçbir iyilik getirmeyen,ilaç kokan pansumanlar.
Koğuşta yükselen çocuk çığlıkları ve artık bağırmamayı öğrenmek.
Onlarca pansuman ve ameliyattan sonra iyileşen bacak...Hastane odasından kalan,ruhuna işlenmiş olan ızdırap ve tevekkül duyguları...Bu duyguları kaybetmekten korkmak...

"Bir gün hastanelerde okunması için bir roman yazsam..."

"Büyük bir hastalık geçirmeyenler,herşeyi anladıklarını iddia edenler."

"Beş dakika sonra hastaneden çıkıyorum.Son not;bu odada başkaları inleyecekler.Onları şimdiden gayet iyi tanıyorum.Üstümden çıkarıp yatağa attığım rabdöşambr içinde,ebediyen aynı insan bulunacak:

"Hasta..."



Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Eleştiri...


Bir çocuğun ruh yapısı karmaşıktır,eğer çocuklara özgü açık yüreklilikle ruhlarındaki labirentleri tarif etmeseler,anlamak epey zor olurdu.
Bahsedilen çocuk hastaysa...ve hastalığıyla büyümeyi öğrenmiş,yaşından dolayı olgun bir ruha sahipse...İşte tüm bu ruh labirentini çözmek imkansız olurdu.Bu romanı okurken,herbir satırda bahsettiğim ruh labirentinde yol alabiliyorsunuz:Girişten en sondaki çıkışa...sağa-sola,kimi uzun kimi kısa yolculuklar,yokuş aşağıya sürüklenmek veya tepeye tırmanmak...Basit gibi görünen herbir adım,herbir tasvir,bir ipucu olabiliyor labirentin çıkışını bulabilmek için...

Peyami Safa,kalemine mürekkebini doldurmuş ve herbir satırda ya mürekkebin rengini değiştirmiş -umut ya da ümitsizlik,aşk ya da hüzün- ya da kalemini eğip bükerek -tıpkı bir çocuk ruhu yaratması gibi- ruhi halleri ustaca tasvir etmiştir.

İnsanın en karmaşık,çözülmesi en zor olan gizli bölmesini hastane duvarlarıyla yüzleştiriyor,bir pansuman acısıyla haykırıyor kimi bilmecelerin cevaplarını...

Romanı okurken çocuğun gittiği köşkte sabah güneşiyle uyanıp yeni bir sevginin kokusunu alabiliyorsunuz.Çocuğun yapayalnız kaldığı odadaki mavi duvarlar bir anda sizin de üstünüze üstünüze gelebiliyor.Pansuman acısını,hastalığın ağırlığını ruhunuzda hissedebiliyorsunuz.
İşte tüm bunlar,Peyami Safa'nın ruh derinliklerine inen,maneviyat duvarlarıyla kaplı ince psikolojik tahlillerle gerçekleşebiliyor.

*"Deli"nin kalemi sizi bir çocuğun ruhunu okurken ,kendi ruh derinliğinize çağırıyor.

*Peyami Safa,genel olarak psikolojik tahlillere ağırlık verdiği için "deli" olarak da anılmaktadır(!)



Özet / Eleştiri : N.T (sevgiadasi.com)