| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Sorucevap

7 "kitap" etiketi kullanan gönderi "kitap" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

İrvin Yalom - Nietzsche Ağladığında

Artık bakması için konsantre olması gerekmiyordu. Artık retina ve korteks tam bir işbirliği içinde.. Sayfa: 11

Sizden iyileştirmenizi istediğim Nietzsche'nin bedeni değil, ümitsizliğidir. Sayfa: 18


Evlilik ve ona eşlik eden mülkiyet ve kıskançlık ruhu tutsak eder. Sayfa: 22


...ne kadın ne de erkeğin artık zayıflıklarıyla birbirlerine zulmetmeyecekleri günlerin geleceğini umuyorum." Sayfa: 22


Belki part-time bir evlilik bana uygun olabilir.. Sayfa: 26


Hayalinde bir süpürge kaptı ve bütün cinsel düşünceleri sildi süpürdü. Sayfa: 30


Üçümüzün zihinsel bir yaşamı paylaşacağımıza, birlikte ciddi felsefi çalışmalar yapabileceğimize inanmıştım. Sayfa: 34


Bizim kardeş beyinlerimiz vardı; yarım sözcükler, yarım cümlelerle, yalnızca hareketlerle birbirimize çok şey anlatabiliyorduk. Sayfa: 36

Bakışlarının adeta gizli bir defineyi korurmuşçasına içeriye baktığını. Sayfa: 67

Bazen baş ağrılarımın, beynimdeki doğum sancıları olduğunu düşünüyorum. Sayfa: 75

Fiziksel açıdan sağlıklı olmanın, toplumsal ve psikolojik açıdan sağlıklı olmaya bağlı olduğunu düşünüyorum. Sayfa: 81

Dürüstlük-dürüst sorular, dürüst cevaplar- en iyi ilaçlardır. Sayfa: 86

Genellikle sorulmayan soru en önemli sorudur! Sayfa: 88

Ama rağbet görmeyen bir gerçeğin, herşeyi zorlaştırmanın iyi olan bir yanı var mıdır? Sayfa: 88


"Neysen o ol. Gerçekler olmadan kişi kim ya da ne olduğunu nasıl keşfedebilir?" Sayfa: 89

"Ümit mi? Ümit en son kötülüktür!
..Pandora'nın kutusu açılıp, Zeus'un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı: Ümit. O zamandan beri, insanlar yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladı. Fakat Zeus'un arzusunun, insanların, kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır." Sayfa: 90


Her insanın ölümü kendine aittir. Ve herkes kendi tarzını belirleyebilmelidir. Sayfa: 91


Ölümün son iyiliği, bir daha ölümün olmamasıdır.. Sayfa: 91

Gerçek onsuz yaşayamayacağımız bir yanlıştır..

Gerçeğin düşmanı yalanlar değil, inançlardır.. Sayfa: 98

Yalan, yeni yalanlar doğurur.. Sayfa: 99

"Düşünceler, duygularımızın gölgesidir; ama her zaman daha karanlık, daha boş ve daha sade." Sayfa: 100

Kemikleri, eti, bağırsakları ve kan damarlarını kaplayan deri nasıl insan görünümünü katlanabilir hale getiriyorsa, ruhun ajitasyonu ve ihtirası da kibirle kapatılmıştır; kibir, ruhu kaplayan deridir. Sayfa: 101

...kaba birini taklit edebilecek kadar huysuzluğum üzerimde bugün.. Sayfa: 102

Acaba bu zeka bir deliye mi yoksa dahiye mi ait? Sayfa: 107

"Gördüğü birşeye yapışıp kalmakta inat eder; ama buna sadakat der." Sayfa: 109

"Herşeyin derinine inmek: Bu zahmetli bir özellik. İnsanın gözlerini hep yorar ve sonunda insan isteyebileceğinden daha fazlasını bulur." Sayfa: 109

Birinin kendisini başka birine açması ihanetin kapılarını açar ve ihanet insanı çok rahatsız eder değil mi? Sayfa: 119

Bazıları ise o anda yaşadıklarını daha önce de yaşadıkları gibi bir duyguya kapıldıklarını belirtiyorlar. Fransızlar buna deja vu diyorlar.. Sayfa: 120

Hegel ölüm döşeğindeyken, kendisini bir tek öğrencinin anladığını, ama onun da yanlış anladığını söylemiş! Sayfa: 123

Yanından geçen bir soru, en küçük soru tohumu, ana değdiği noktada filizlenip yeni sürgünler veriyordu. Sayfa: 123

"Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir." Sayfa: 124

Belki 'ben' ve bedenim, zihnimin arkasından bir dolap çeviriyordur. Bildiğiniz gibi zihin, tuzaklarla dolu arka sokaklarda gezinmeye bayılır. Sayfa: 125

Yalnızlık, hastalıkların üreyebileceği en uygun ortamdır. Sayfa: 129

Hiçkimsenin bir şeyi sırf başka birisi için yapmadığını göreceksiniz. İnsanın bütün eylemler kendisine yöneliktir, bütün hizmetleri kendine hizmettir, bütün sevgisi kendini sevmesindendir. Sayfa: 137

İnsanlar vedalaşırken, genellikle olayın sürekliliğini inkar eden sözler dile getirmeyi severler: Birbirlerinden ayrılırken 'Auf Wiedersehen' yani tekrar görüşene kadar, derler. Yeni bir araya gelme planları yapmakta çok aceleci davranırlar, ama bunu unutmakta daha da acelecidirler. Sayfa: 173

"bir erkek ancak bir erkek gibi davranarak onun içindeki kadının ortaya çıkmasına yol açar." Sayfa: 202

Bazen herkesin gizli bir anahtar cümlesi vardır diye düşünüyorum. Sayfa: 231

Hayat, doğru cevapları olmayan bir sınav. Sayfa: 233

İnsan dostunu, düşmanından daha zor affediyor. Sayfa: 251

..insanları etkilemek için akılcılığı bir kenara bırakıp daha aşağı düzeydeki becerileri kullanırsak, elimize geçenin daha ucuz ve daha aşağı düzeyde bir insan olacağıdır. Sayfa: 259

Kayalığa yapışan bir midyenin direnme gücü var onda.. Sayfa: 273

Belki benim öğrencilerim henüz dünyaya gelmediler. Benim günlerim yarından sonraki günler. Bazı filozoflar ölümlerinden sonra doğarlar! Sayfa: 302

Dinle Küçük Adam -Wilhelm Reich

Sana kendi içimdeki küçük adamı anlatmakla işe başlayacağım...

Demek ki, büyük adam, ne zaman ve hangi alanda küçük adam olduğunu bilir. Küçük adam, küçük olduğunu bilmez ve bunu bilmekten korkar. Kendi küçüklüğünü ve yetersizliğini, başkalarının gücü ve büyüklüğünün kendisinde uyandırdığı güç ve büyüklük görüntüleriyle örter.

Büyük genaralleriyle övünmektedir, ama kendisiyle övünmez. Kendisinde varolan düşünceye değil, kendi aklına gelmeyen düşünceye hayrandır. En az anladığı şeylere en çok inanır ve kolayca anladığı fikirlerin doğru olduğunu kabul etmez.

Sana kendi içimdeki küçük adamı anlatmakla işe başlayacağım:

Tam tamına yirmi beş yıl boyunca- senin bu dünyada mutlu olmayı hakettiğini savundum, kendine ait olan şeyi savunma yetisinden yoksun olmakla suçladım seni, sonra Paris ve Viyana barikatlarındaki kanlı çarpışmalarda, Amerika'daki köleliğin kaldırılması savaşında yada Rus devrimi'nde elde ettiklerine sahip çıkamamakla suçladım.

Paris'teki savaşının sonu Pétain ve Laval'e, Viyana savaşının sonu Hitler'e, Rusya'daki savaşının sonuysa Stalin'e vardı, Amerika'daki savaşının sonuysa Ku-Klux-Klan yönetimine varabildi.

Özgürlüğü, kendin ve başkaları adına korumak, ona bekçilik etmektense kazanmak gerektiğini ve de bunu sağlamanın yolunu pekala bilirdin sen.

Ben, bu gerçeği epeydir biliyordum. Ancak, her seferinde çalışıp didinip bir bataklıktan çıkmayı başardıktan sonra hemen başka bir bataklığa saplanmanın nedenini anlayamıyordum. Sonra yavaş yavaş ve el yordamıyla, seni köle yapan şeyin ne olduğunu buldum:
SEN KENDİ KENDİNİ KÖLELİĞE MAHKUM EDİYORSUN.


Bunu bilmiyordun, değil mi? Kurtarıcıların, seni baskı altında tutanların, Wilhelm, Nikolaus, Yirmisekizinci Papa Gregory, Morgan, Krupp ya da Ford olduğunu söylüyorlar. 'Kurtarıcıların'ın adına da, Mussolini, Napolyon, Hitler, Stalin, Troçki deniyor.


Bak ben ne diyorum: Senden başka hiç kimse senin kurtarıcın olamaz!


Artık tek bir efendinin sadık kölesi olmaktan kurtulup, önüne gelenin, herkesin kölesi olmak için, insan önce bir sömürücüyü diyelim, Çarı ortadan kaldırmalıdır. Devrimci güdülerin ve büyük bir özgürlük idealin olmaksızın böylesi bir siyasal suç işleyemezsin.

Bu durumda, kişi, diyelim İsa, Marx, Lincoln ya da Lenin gibi gerçekten büyük bir adamın önderliğinde bir devrimci özgürlük partisi kurar. Gerçekten büyük olan bu adam senin özgürlüğünü son derece ciddiye alır.

İşlerini kolaylaştırmak için çevresine küçük adamlar, yardımcılar, getir-götürcüler toplamak zorundadır, çünkü bu büyük işi tek başına yürütemez. Üstelik, çevresine küçük büyük adamlar toplamazsa, sen onu anlamaz, bir kenara iter, adam yerine koymazsın. Bir sürü küçük büyük adamla çevrilmiş olarak, senin adına güçler ve yetkiler ele geçirir, ya da bir damla hakikat, ya da yeni, daha iyi bir inanç bulur sana.

Sayfalar dolusu söylevler yazar, özgürlük yasaları, vb. şeyler yazar, kendisini ayakta tutacak olan senin yardımın ve ciddiliğindir. İçinde bulunduğun toplumsal bataklıktan çıkarır seni. Birçok küçük büyük adamı bir arada tutabilmek, senin güvenini yitirmemek için gerçekten büyük olan bir adam, derin bir aydın yalnızlığı içinde, senden ve gürültü patırtıdan uzak ama aynı zamanda senin yaşamınla yakın bir ilişki içinde, elde edebildiği büyüklüğünden her gün bir parça vermek, özveride bulunmak zorundadır.

Sana 'öncü'lük edebilmek için, senin onu erişilmez bir tanrıya dönüştürmene göz yummak zorundadır. Olduğu gibi, sade bir insan olarak kalsa, diyelim, elinde evlenme cüzdanı olmadığı halde bir kadını sevebilen bir adam olsa, ona güvenmezsin çünkü, onu olağandışı bir insan olarak görmek istersin.

Böylece, sen, kendi ellerinle, yeni efendini ortaya çıkarmış olursun. Kendisine yeni efendi rolü verilmiş büyük adam büyüklüğünü yitirir, çünkü bu büyüklük, onun sözünü sakınmazlığından, sadeliğinden, yürekliliğinden ve yaşamla arasındaki gerçek ilişkiden gelmekteydi.

Büyüklüklerini büyük adamdan sağlamış olan küçük büyük adamlar, maliye, dışişleri, hükümet, bilim ve sanat alanlarında büyük görevlere atanırken sen olduğun yerde, yani bataklıkta kalırsın. Bir, 'mutlu gelecek' yada bir 'Üçüncü Reich' uğruna pılı pırtı içinde dolaşmayı sürdürürsün. Damları samanla örtülü, duvarları tezekle sıvalı pis evlerde yaşamayı sürdürürsün. Gerçi kültür sarayınla övünmektesin.

Dilediğince çekip çevirdiğin, dilediğin biçime soktuğun 'yanılsama'dan hoşnutsun şimdilik- ancak, senin bu egemenliğin, bir dahaki savaşa ve yeni efendilerinin koltuklarını yitirmesine dek sürecektir.

Bu küçük adamlar, saraylardan, malikanelerden değil, senin saflarından gelmektedirler. Onlar da senin gibi acı ve açlık çektiler. Üstelik, sana bir yığın söz söyleyerek, senin ve yaşamının, ailenin ve çocuklarının birer hiç olduğunu anlatıyorlar, aptal, köleliğe elverişli ve başkalarının kullanacağı birer insan olduğunuzu söylüyorlar.

Size kişisel özgürlük değil ulusal özgürlük vaat ediyorlar. Size özgüven değil, devlete saygı, bireysel büyüklük değil, ulusal büyüklük vaat ediyorlar. Sense olnlara 'Kurtarıcılar' diyorsun, 'Yeni Kurtarıcılar' ve bağırıyorsun: 'Heil! Heil! ' 'Viva! Viva! ' 'Yaşaa! Yaşşaa! '

Cezmi Ersöz - Şizofren Aşka Mektup

Bir şizofrendim artık.. Yalanlar söylüyordum, hem sana hem de ona.. Kendimi tanıyamaz olmuştum. Hangisi bendim?
Birbirinden nefret eden ve birbirinin varlığına tahammül edemeyen bu iki benlikle yalnız kaldığımda çıldıracak gibi oluyor, ağır ağır ruhumu öldürüyordum..

------------------------------------------------------------------------------

Asla çözemediğim kurallarıyla beni hep dışına sürükleyen hayata yeniden tutunmaya çalıştığım tek yerin size duyduğum bu derin aşk olduğunu bilmediniz hiç..
Sayfa: 7


--------------------------------------------------------------------------------


Sorardım, senden değil, neden hep kendimden kaçtığımı..
Her yeni ilişkiyle içimdeki boşluğun biraz daha derinleştiğini bildiğim halde bu hayatı neden sürdürdüğümü sorardım kendime..
Sayfa: 12


--------------------------------------------------------------------------------


..beni daha çok kırmasınlar diye kendimi adamalarım olmadık insanlara. Yanındaydım onların, yan yanaydım. Ama hiçbir zaman onlarla birlikte olmadım. Hiçbir zaman kabullenmedim varlıklarını.
Sayfa: 13


--------------------------------------------------------------------------------


Sevgi deyince ölüm aklıma geliyor hemen, yenilgi, yıkım..
Çünkü ne zaman aşkla büyülensem, o çok eski korkum bana yaralı kendimi hatırlattı..
Sayfa: 14


--------------------------------------------------------------------------------


Ona duyduğum o tutkulu istek çözülmeye başlamıştı.
İlişkimizdeki alışkanlığın açtığı her boşluk, başkalarının sevgisine duyduğum özlemi biraz daha artıyordu.
Sayfa: 19


--------------------------------------------------------------------------------


İçim burkulurdu gitmesinden, ama yine de gitmesini isterdim.
Sayfa: 19


--------------------------------------------------------------------------------


Onu durmaksızın boşluğa savuran o sevgi dolu ilgisizliğimden korunabilmek için ona sığınırmış.
Sayfa: 26
--------------------------------------------------------------------------------

Yüzün ki, kalbini hiç saklayamaz..
Sayfa: 29

--------------------------------------------------------------------------------

Ve sana hayattan daha kötü davranamazdım..
Sayfa: 32
--------------------------------------------------------------------------------

Akıllıydım, bu karanlık şehirde tek başına ayakta kalabilme savaşını göze alacak kadar korkusuzdum.
Yalnız yaşayan, özgürlük sarhoşu, cesur ve hayatı henüz tanımayan bir genç kadının etrafını saran diğer akbabalardan kendimi hiç farkında olmadan korumuştum o ana kadar.
Sayfa: 34

--------------------------------------------------------------------------------
..içinde senin olmadığın bir hayat beni hiç cezbetmiyordu.
Sayfa: 34

--------------------------------------------------------------------------------
Eksik olan sendin...
İstediğin zaman eskisi gibi bana ulaşamamak seni kışkırtıyordu. Artık ulaşılamayan, merak edilen, güvenilmez ve tahrik eden kadındım.
Sayfa: 36
--------------------------------------------------------------------------------
Seni inkar ederek içimde korumaya çalışıyordum.
Sayfa: 37
--------------------------------------------------------------------------------
Açlığını duyduğum senin sevgindi, cinsellik değil.. Ne onda, ne başka birinde, nede dünya üzerinde hiçbir yerde olmayan, sadece ruhunun o karanlık, o binbir gizemle dolu bahçesinde gezinirken hissedebildiğim sevgin..
Sayfa: 38
--------------------------------------------------------------------------------
İçimdeki masumiyeti ve kanayan benliği bu kadar iyi saklardım işte ondan..
Sayfa: 40
--------------------------------------------------------------------------------
Bense seni hep inkar ettim, elimde kalan son sevgiyi, son masumiyeti koruyabilmek için..
Sayfa: 41
--------------------------------------------------------------------------------
Sevgi öğretilmemişti ona. Hep acımasız ve sağlam olmaya zorlamıştı onu hayat.
Sayfa: 41
-------------------------------------------------------------------------------

Hayatımda olmasan da, yalnız uzaktaki varlığının düşüncesiyle..
Sayfa: 42
--------------------------------------------------------------------------------
En büyük dert kimi özlediğini, kimi sevdiğini bilememekmiş..
Sayfa: 47
--------------------------------------------------------------------------------
Kendim deyince aklıma o sahipsiz sızı geliyor. Kendim deyince, sen artık yaşama, sen artık duygularını yitirdin, bir daha hiçbir zaman eskisi gibi sevemeyeceksin, diyen o ses geliyor aklıma.
Sayfa: 47
--------------------------------------------------------------------------------

Kendi yalnızlığıma bakmaz, başkalarının yalnızlığını çözmeye çalışırdım.
Sayfa: 48
--------------------------------------------------------------------------------
Tek bildiğim savaşmam gerektiğiydi ve kazanmam..Duygularımı, hayallerimi gizleyip kazanmam..
Sayfa: 49
-------------------------------------------------------------------------------
Öyle büyüktü ki özlediğim sevgi, ona kavuşabilmek için hep bir başkası gibi yaşadım. Yıllarca sevgiyi özlerken, sanki ona hiç ihtiyacım yokmuş gibi davrandım.
Sayfa: 49
--------------------------------------------------------------------------------
Ben bu dünyada kendime bir yer ararken, sen sevgiyi hep yanlış yerlerde aramışsın.
Sayfa: 51
--------------------------------------------------------------------------------

Yüreğimdeki kum saatini, o göz açıp kapayıncaya kadar geçen "sen" den, sanki asırlarca tükenmek bilmeyen "sensizliğe" tersyüz ederek gittin.
Sayfa: 53

--------------------------------------------------------------------------------
..hayranlığımın yavaş yavaş aşka dönüşünü ürkekçe gizleyerek...
Tüm ısrarlarına rağmen, bu eşsiz büyüyü bozmaktan çekinip, aylarca seni bir kez bile aramamaktı.
Sayfa: 55
--------------------------------------------------------------------------------
Seni sevmek, ait olduğun gökyüzünde seni özgür bırakmaktı.
Sevmek, ruhumun tek sahibi olan seni sahiplenmemeye kanaya kanaya razı olmaktı.
Sayfa: 57
--------------------------------------------------------------------------------
Sonra sevmek, yaralı kadınlığımı başka yüreklerle avutma yanılgısına kapılmak oldu.
Sayfa: 59
--------------------------------------------------------------------------------
Kimseye veremedim yüreğimi. Ne zaman baksalar içime, yüreğimin kırık aynasında kendilerinin değil, senin yüzünün aksini gördüler hep.
Sayfa: 60
--------------------------------------------------------------------------------
Arzuladığım ne varsa herşey karşılıksız kaldı bu hayatta.
Sayfa: 65
--------------------------------------------------------------------------------Senin o affedemediğin kalbinde yatıyor benim tek ve gerçek sevgim.
Sayfa: 67
--------------------------------------------------------------------------------
Tanıdığımısandığım insanlar öylesine çabucak değişiyor ki.. İnsanları tanımakta zorlanınca, bütün öfkem, bütün kırgınlığım kendime yöneliyor.
Sayfa: 70
--------------------------------------------------------------------------------
Sırf kalemini değdirdiğin için atmaya kıyamadığım bu kağıtlar..
Sayfa: 76
--------------------------------------------------------------------------------
Asıl çektiğim acı buydu aslında, yanındayken kendimi yine de senden çok uzaklarda hissetmemdi.
Sayfa: 82
--------------------------------------------------------------------------------
Mükemmellik, kaybedeni çok, anlamsız ve haksız bir yarıştır.
Sayfa: 83
--------------------------------------------------------------------------------
Yıllardır ruhumun gurbetinde yaşamaktan tükendim.
Sayfa: 87
--------------------------------------------------------------------------------
Tıpkı İstanbul gibiydin; Sana dokunmak, sana kapılmak, sana tapmak yenilgiyi daha baştan kabul etmekti.
Sayfa: 92
-------------------------------------------------------------------------------

Herşeyi derinden hissedebilmek için korunaksız, zırhsız bırakmıştım kendimi.
Sayfa: 97
--------------------------------------------------------------------------------

Çünkü aradığım aşkı bulamadım bu hayatta.
Sayfa: 101
--------------------------------------------------------------------------------

Aramızda en çok kullandığımız kelime ayrılıktı.
Sayfa: 108
--------------------------------------------------------------------------------

Karakterim, sevgimle onun sevgisi arasında sanki imkansız bir uçurum gibi açılıyordu.
Sayfa: 109

--------------------------------------------------------------------------------
Sevgiliyle geçirilen en sıradan an bile bir mucize gibidir. Asla tüketemez; asla sıkılamazsın.
Sayfa: 139

--------------------------------------------------------------------------------

Aşkını bilinçaltımda da yaşadığımı fark etmiyorsun.
Sayfa: 148
   

Şinasi - Şair Evlenmesi

Şair Evlenmesi bizde ilk tiyatro ürünü olarak bilinir. Bu bir bakıma doğru, bir bakıma hatalıdır. Çünkü Türkiye’de Şinasiden önce de bir tiyatro yazma denemesi yapılmıştır. Abdülhak Hamidin babası, Hayrullah Efendi Şinasiden on beş yıl kadar önce “Hikaye-i İbrahim Gülşeni“ adlı romanla tiyatro arası bir eser meydana getirmiş; fakat bunu yayınlamayı görevinin ve makamının şanına uygun görmemiş ki hiçbir zaman düşünmemiştir. Onun bu eseri yazıldıktan yüz yıl kadar sonra ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Şinasi “Şair Evlenmesi“ ni yazdığı zaman böyle bir örnek meydanda yoktu. Sonuç olarak “Şair Evlenmesi” Türkiye de ilk yayımlanan, hatta ilk yazılan tiyatro eseridir.

Şair Evlenmesi “Tercüman-ı Ahval” de tefrika edilmiştir. Birkaç sayı süren tefrika, halk kitleleri tarafından pek anlaşılamadığı gibi, aydınlar tarafından da pek önemsenmemiştir. Hatta rakip gazete “Ceride-i Havadis” yazarları bu tefrikayı pek hafife almış, onu tiyatro değil kocakarı masalı diye nitelemiştirler. Halbuki Şinasi bu eseri basit de olsa, ilk Türk tiyatrosunun bir denemesini yapmak amacıyla kaleme almıştır. Anlaşıldığı gibi “Şair Evlenmesi” halk tarafından pek ilgiyle karşılanmamış, “Ceride-i Havadis” tarafından da horlanmış ve sonra da unutulup gitmiştir. Fakat daha sonraları Selanik’te Mehmet Tayfur isminde bir kitapçı “Tercüman-ı Ahval” koleksiyonunda bu esere rastlamış ve bunu kitap halinde basmıştır. O zamanlarda İstanbul’da çıkan “Çaylak” adlı bir mizah gazetesi bu olayı alaya almış ve duruma karşı bir fıkra yazmıştır. Daha sonra kitapçı da “Çıngıraklı tatar” da bir mektup yayınlatarak eserin Şinasi’ye ait olduğunu ispatlamıştır. Böylece kitap haline giren “Şair Evlenmesi” yine de unutulmaktan kurtulamamıştır. Ancak İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra, İbrahim Necmi Dilmen tarafından Selanik’te kurulmuş olan amatör bir tiyatro topluluğu tarafından sahnelenmiştir. Bu eser sade ve tabii bir konuşma diliyle yazılmış, sahnelenmeye uygun hoş bir komedidir.

Şair Evlenmesi alafranga tutum ve davranışı, kılık ve kıyafetiyle mahallelinin hoşuna gitmeyen Müştak Bey adında fakir, fakat oldukça kafalı bir şairin sevip evlenmek istediği genç Kumru Hanım yerine, onun büyük kız kardeşi çirkin ve kart Sakine Hanım’ı almaya mecbur edilmesi; bu küçük entrikanın, mahalle imamına Müştak Bey’in dostu Hikmet Efendi tarafından verilen rüşvetle sonuçsuz bırakılmasının hikayesinden ibarettir. Kişiler gayet canlı ve doğrudan hayattan alınmıştır. Her kişiye kendi ortamının konuşma dili verilmiştir. Kimsenin ağzında yabancı ve yadırganacak söz yoktur. Hatta oyuncuların ağzından yazılan yanlış söyleyişler, imkansızlıklar, telaffuz hataları da aynen sahnelenmiştir. Eserin bir diğer özelliği de kişi adlarının kendi kimliklerine uygunluğudur.


Sair Evlenmesin'den


Müştak Bey adlı genç bir şair, kendi mahallesinde oturan Kumru’yu sever ve onunla evlenmek ister. Bu evlenmeye Ziba Dudu ve Habbe Kadın aracılık eder. Nikahtan sonra ona Kumru’nun yaşlı ve çirkin ablası Sakine Hanım’ı gelin olarak getirirler.

Dördüncü Fıkra
Müştak Bey, Ziba Dudu, Habbe Kadın, Sakine Hanım

Ziba Dudu: Evladım, gelin hanımı getirdik. Gel koltuğuna gir de köşeye oturt.
Müştak Bey: (Neşatından türlü türlü tuhaflıklar ederek Sakine Hanımı Habbe Kadın koltuklamış olduğu halde karşılar.) Vaay...
Ziba Dudu: (Habbe Kadına) A dostlar damak bey gelin hanımı görür görmez sevincinden bayıldı.
Müştak Bey: Hayır, sevincimden bayılmıyorum, kederimden yüreğime iniyor, ah!
Habbe Kadın: (Ziba Dudu’ya) A! Zavallı gelin hanımı bir titreme aldı. Amanın, al basmasın. (Sakine Hanımı Sandalyeye oturtur).
Ziba Dudu: İşte ömrün oldukça sana can yoldaşı olacak sevgili ayalin Sakine Hanım.
Müştak Bey: O bana can yoldaşı olacağına benim canım çıksa daha canıma minnettir.
Ziba Dudu: (Habbe Kadın’a) Adamlar, damat bey sayıklamaya başladı. Galiba safasından aklını şaşırmış.
Habbe Kadın: (Ziba Dudu’ya) Biçare hasretine kavuştuğu için sevinç delisi oldu.
Müştak Bey: (Hüzünle) Ah! Ah! Ah!
Ziba Dudu: Ağlama... Sen ağlayacağına düşmanların ağlasın.
Müştak Bey: Ah, düşmanlarım bu halimi bilseler nasıl gülerler.
Ziba Dudu: Haydi kuzum, gelin hanımın duvağını aç da yüzünü gör. Biraz gönlün açılsın.
Müştak Bey: Neye lazım!.. Yüzünü göreyim de bir kat daha yüreğim mi kalksın?
Ziba Dudu: Aç evladım, aç. Sevgilin olduğuna şüphen kalmasın. (Habbe Kadın’la beraber Sakine Hanım’ın duvağını, Müştak Bey’e açtırmak için cebreder.)
Müştak Bey: İstemem. (Elini çekerken Sakine Hanımın duvağıyla iğreti saçı kazaen eline ilişir, kalır. Ve Sakine Hanımın yüzü ve ak saçları açılır.) Bu ne?
Ziba Dudu: Vaay! Zavallı kızcağızın sırma gibi nazik saçlarını yolup çıkardı.
Müştak Bey: Ey, vakıa ak saçları beyaz sırma gibi, baksana nasıl parıl parıl parlıyor.
Ziba Dudu: Ay, o lakırdı ona değil, yenge kadınla banadır. Ben sana harf atmayı öğretirim. (Habbe Kadın’a) Haydi, yenge kadın gelin hanımı çabuk dışarı çıkar da nikahını kıyan efendiyi çağırt. Yanımızdaki kahvededir. Orada bulunan mahalleliyi alsın da gelsin. Şuna bir meram anlatsınlar.

Gülünün Solduğu Akşam - Erdal ÖZ

Gülünün Solduğu Akşam - Erdal ÖZ


Arkadaşlarımla kitaplar hakkında konuşurken arada derede "Şu kitabı da öneririm." diye geçen ve içeriğinden biraz söz edince ilgimi çeken ve hemen başladığım kitap...

Kitabı alalı bir hafta olmuştu ama bugün başladım.İlk sayfada koptum,Erdal Öz'ün önsözüyle...

Merak ettiğim bir konuydu Deniz Gezmiş ve diğer üç arkadaşının yaşadıkları, kaldı ki, Erdal Öz cezaevinde onlarla geçirdiği kısacık zaman diliminde onlardan birşeyler öğrenebilmişti ve Deniz Gezmiş ona şöyle dedi: "Sen aramızda bulunan tek yazarsın, bizi sen yazacaksın."

"Anı, belge, anlatı" temelinde roman olarak okunabilecek güzel bir kitap... Eğer bu konuya ilgiliyseniz ve merak ettikleriniz varsa, tavsiyemdir... Sonunda ağlatabilecek bir kitap.


Yazar'dan:


"'Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil' ve daha niceleri. Mamak Askeri Cezaevinde bu çocukların çoğuyla konuşmuştum.

Deniz'le anlaştığımız gibi, tuttuğum notlardan yola çıkarak bir roman yazacaktım. Sorduğum sorularla onları sürekli küçük ayrıntılara yöneltmeye çalışmıştım.

Roman, bu ayrıntılardan doğup gelişecekti. Ne yazık ki iş yarım kaldı. Hele belgesel bir roman için elimdeki notların yetersizliğini görünce böyle bir çalışmaya girmekten vazgeçmek zorunda kaldım. Yıllar sonra, bir başka biçimlemeyle, sonunda oluşturabildim bu kitabı.

'Gülünün Solduğu Akşam', serüven dolu sürükleyici bir roman gibi de okunabilir. Ama acı ve hüzün yüklü bir kitap olduğu da bilinmelidir. Anı, belge, anlatı karışımı bu kitabı dilerseniz bir roman gibi okuyun; yeter ki sizde bırakacağı hüzün kalıcı olsun." (arka kapak...)

alıntı:N.T(sevgiadasi.com)

Araba Sevdası - Recaizade Mahmut Ekrem

Eser hakkında söylenebilecek ilk cümle, Türk Edebiyatı'nın ilk realist romanı olmasıdır.

Bu eserin yazarı Recaizade Mahmut Ekrem'e gelecek olursak,yazar hakkında kısa bilgi:

R.Mahmut Ekrem, 1847'de İstanbul'da doğmuştur.Hariciye Mektubi Kaleminde memur olarak görev aldı.Bu sırada, Namık Kemal ile tanışmış ve Tasvir-i Efkar gazetesinde yazmaya başlamıştır...
Bu dönemde ilgisi edebiyat üzerine yoğunlaşmıştır.Yazılarını Dağarcık (A.Mithat Efendi) dergisinde bir yandan yayınlamaya başlamıştır...
İlk önce Mülkiye Mektebi,daha sonra da Galatasaray Lisesi'nde öğretmenlik yapmış,daha sonra ders notlarını Talim-i Edebiyat adlı kitabında toplamıştır.

Türk Edebiyatı'ndaki en önemli yeri ise, kendi öğrencilerini Tevfik Fikret'e yönlendirmesi ve Servet-i Fünun'un temellerini atmaya önayak olmasıdır..

Esere dönecek olursak:

19. yüzyıla bakıldığında özellikle İstanbul'da başlayan Batılılaşma merakı ve Batılılaşmanın yanlış anlaşılmasının konu olduğu bir eser...
Mirasyedi Bihruz Bey'in lüks yaşam,marka takıntısı,arabalara olan merakına,özenti yaşamlara dikkat çekilerek o dönemdeki Batılılaşma anlayışı eleştirilmektedir.

Bundan başka, yanlış Batılılaşma merakı ile toplumdan sıyrılma eylemi,çabası görülür.Bunu da en açık -yaşamlarından başka- kullandıkları dille görebiliriz...İstanbul'un "aristokrat" sınıfını bir Fransız dili merakı salar.

Ana konuyu "yumurta, çıktığı kabuğu beğenmiyor." cümlesi en iyi şekilde özetlemektedir...


***Eserin Özeti:

Bihruz Bey, babasının işi icabı memleketin birçok yerini dolaşmış ve bu nedenle tahsilini pek yapamamış bir gençtir. Babasının varlığıyla yaşayan, bir evin biricik evladıdır. Ehemmiyet verdiği yegane şeyler; markalı giyinmek, Fransızca dersi almak, aldığı bu derslerle öğrendiği Fransızca’yı alakalı alakasız her yerde kullanmak, ve bir de belki en mühimi ve romana ismini veren kısmı, pahalı arabasıyla dolaşmaktır. (Tabiki arabadan kastımız, günün önemli ulaşım araçlarından biri olan, atlı arabadır.) Babasının vefatından sonra büyük bir servetin üzerine konar, bu pahalı ve özentili yaşamıyla tam bir mirasyedidir.

Arabası ile gezmek onun için öyle bir hal almıştır ki, soğuk kış günlerinde ya da yazın kavurucu sıcağında günün yirmi dört saatini arabasında geçirmektedir. Bu arada pahalı arabasının bir hayli yüklü taksitlerini elindeki köşkleri satarak ödemektedir.

Haftanın birkaç günü Mösyö Piyer’den aldığı Fransızca dersleri, belki tahsil hayatının yegane bölümüdür. Yarım yamalak bilgisiyle, olur olmaz yerlerde kullandığı diliyle, Fransız uşak Mişel’in bile zaman zaman anlamadığı bir konuşması vardır. Hele Fransız yazarların edebi kitaplarını okumak, onlarla mest olmak onun için edebiyatın kendisidir.

Kadınlar konusunda ise fazlaca iştahlı değildir. Beğenmek şöyle dursun, yegane gayesi, araba ekipmanı ve markalı kıyafetleriyle göz doldurmak, beğenilmek, hatta hayranlık uyandırmaktır. Bu nedenle şehrin eğlence merkezlerini fellik fellik gezmekten başka işi yoktur, işine bile arada bir uğrar. Hayat onun için böylece sürüp giderken, sefahat mekanlarından biri ola Çamlıca’ da, ahbabı Keşfi Bey ile sohbet ederken gördüğü sarışın dilber merakını celbeder, hatta oracıkta ona aşık olur. Onun da kendisine aşık olduğuna inanmaktadır. İşte bundan sonraki kısım Bihruz Bey’in platonik aşkının, hatta kurgusal aşkının, Keşfi Bey’in yalanlarıyla nasıl şekillendiğinin komik bir hikayesidir.

Keşfi Bey, etrafında yalancılığıyla bilinen, yaşantısıyla Bihruz ‘dan pek farkı olmayan sorumsuz bir gençtir. Yalanlarını çocukluğunun saf oyunlarıyla karıştıran, bu zararsız delikanlı ilk önce Bihruz’a bu sarışın hatunu tanıdığını söyler, öyle ki yalanlar Bihruz Bey’in sevgilisini Keşfi Bey’ den delice kıskanmasına sebep olur. Keşfi, yalanlarını, hatunun ölüm haberine kadar vardırır. Bihruz’un içli aşkını bilmeksizin uydurulan bu yalanlar, aşk acısının komik öykülerini ortaya çıkarır. Aradan geçen birkaç aylık zaman içinde, aşık olduğu sarışın hatunu, Periveş Hanım’ı, hiç göremeyen Bihruz, ölüm masalına kolayca kanar, çünkü son derece saftır ve aşık olmanın kendine has şüpheciliğine o da düşüvermiştir. Aşk acılarıyla geçirilen birkaç zaman, Bihruz’da bazı değişikliklere sebep olur, eğlence yerlerinde boy göstermek ya da arabasıyla etrafta tur atmak eskisi gibi zevk vermemektedir. Artık kırlarda tek başına dolaşmayı, sevgilisini düşünmeyi, hatta eğlencelerden el çekip, Ramazan ayı geldiğinde oruç tutup namaz kılmayı tercih eder olur. Vazgeçemediği yegane şey kullandığı Fransızca kelimelerdir.

Bihruz acı gerçeği geç te olsa öğrenir. Aşık olduğu Periveş ölmemiştir ama, kendisine aşık olmak bir yana varlığından habersiz, hercai bir hanımdır.

Bihruz’un bu komik hikayesi, aslında güçlü bir içerikle aşkı işler. Tüm bu komedinin arasında bile, aşkın tutsaklığının ve aşk acısının yoğun hissiyatı okuyucuyu içine alır.

Dönemin belki en hicivsel romanı olan Araba Sevdası, o günün İstanbul yaşantısını merak edenler ve klasiklerden hoşlananlar için isabetli bir kitap.

Eminim Bihruz’u hem çok sevecek, hem de ona çok güleceksiniz.


*** Eserin özeti "alıntı"dır...


P.P.

Şeytanın Fısıldadıkları

* Tanrıya inanırız
Şeytanı ise biliriz

*Bir tanrı en çok kendine inananlara değil kendine inanmayanlara muhtaçtır. Onlar olmasa kendini tarif bile edemez. İşte bu yüzden aklı başında her tanrı önce kendine inanmayanları yaratır. Ve işte bu yüzden yeryüzünde bu kadar çok din ve her dinin bu kadar çok kafiri vardır.

* Tanrının kitapları , melekleri ve peygamberleri var. Günahları ve sevapları var. Cenneti ve cehennemi , ahret günleri ve hesap defterleri var.

Peki şeytanın nesi var?
İçgüdülerimiz ve ortak çıkarlarımızdan başka hiçbirşeyi

İşte bu yüzden tanrı mümin arar.
Şeytan ise ortak. Ve işte bu yüzden binlerce yıldır şeytan hep kazanıyor.
Çünkü…..
Çünkü hep kazandırıyor.
Üstelik onunla yapılan bütün işlerde kazancımız peşin ödenir. Hemen burada buracıkta nakden ve defaten, bir kerede.

*Beklide tanrıya inanıyoruz çünkü?
Çünkü şeytanı çok iyi biliyoruz. Beklide şeytan bu yüzden tanrının bir meleği olmaya devam ediyor.
Kim bilir belki de……….

Kim bilir belki de….

Şeytan tanrının bilinç altından başka bir şey değildir

Kötülük ve kötülüğün büyüsü

*”İçgüdülerimiz olmasa kimse kötü ; çıkarlarımız olmasa kimse iyi olmazdı” diye fısıldadı şeytan.
Ve ekledi , “Üstelik iyiler can sıkarlar”

*Cennet ve cehennem adlı iki filmden birini seçmek zorunda kalsanız hangisini seçerdiniz?
Yaşamak için cenneti seçeriz ve sonunda hep canınız sıkılır mutluluktan.
Seyretmek için ise cehennemi

işte sanatın özü budur.

*Üstelik kötülük iyilikten her zaman daha dürüsttür. Kötülüğün doğasıdır dürüstlük. Kimse mahsuscuktan kötülük yapmaz. İşte bu yüzden bütün günahlarınız masumdur. Sevaplarınız ise

*”insanları iyi ki sadece yaptıkları ve yazdıkları ile yargılıyorsunuz” dedi şeytan. “ benim gibi içlerinden geçirdikleri ile yargılasaydınız mother theresa’yı bile alenen kurşuna dizerdiniz”

*Günahlarınız tanrının önyargısıdır sadece.
Sevaplarınız ise cehaleti.
İçinizden geçenleri gerçekten bilse, ne ödüllendirirdi sizi bu kadar cömertçe ne de cezalandırırdı doğrusu bu kadar acımasızca

*iyilikseverlik vicdanımıza sürdüğümüz bir rujdur.

*”Nefrete sevgiden daha çok güvenirim” dedi şeytan. “Çünkü nefretin sahtesi olmaz.”

*Sevginin karşıtı nefrettir diyorlar.
Hayır.
Sevginin karşıtı nefret değildir.
Yalandır.

*Sahtekar “ ben sahtekar değilim” diyendir.
Peki ya “ ben sahtekarım” diyenler?
Onlar ise en büyük sahtekarlardır.

*Küçük her zaman daha büyüğünü gizlemek için itiraf edilir

*Gerçek : Yalanların arasından sezilir gibi olan.
Yalan : Gerçeğin boş bulunup ortaya çıkarak “ Ben gerçeğim” diye bağırması

*Samimi insanlar can sıkarlar
Neden mi?
Oyun oynamasını bilmezler

Bu yüzden samimi kadınlar yalnız kalırlar çünkü onlarla fikir ve duygu alışverişi yapılır ancak. Kırıştırılmaz

Yüksek Sosyete

*Sosyete garip bir yerdir – Ya kimse kimseyi sevmez ama hep beraberdirler – Ya da herkes herkesi çok sever ama nedense asla beraber olmazlar.

*Dostlar mı dediniz?
Dostlar……..

Onlar hayatımızın en güzel anlarını kıskanırlar ; en kötü anlarını yargılarlar; arada kalanları ise umursamazlar.

*Dostlarımız hakkında yargılarımızın çok azı iyidir.
Onlarda iyi olmazlardı; çıkarlarımız olmasa

*Nazik olun Ve her zaman terbiyeli konuşun. Çünkü bu alemde nezaket ile yapamayacağınız hiçbir kötülük yoktur.

*Sosyetede can sıkmanın altın kuralı “sohbet ederken hiçbir konu üzerinde beş dakikadan fazla durmamaktır.” Denilir. Oysa bu bir kural değildir. Sosyetenin doğasıdır. Çünkü sosyetede ne üzerinde beş dakikadan fazla konuşulacak bir konu vardır ne de bir konuyu beş dakikadan fazla sürdürebilecek bir kafa.

*Fakirliğe katlanmak daha kolay olmalı – bakıyorum milyonlarca insan her gün sabah yedi akşam yedi sessiz sedasız katlanıyor. Zenginliğe katlanmak ise çok daha meşakkatlidir – haftada bir seans psikoterapi, iki seans aerobik ve yedi gram kokainle ancak ayakta durabiliyorlar.

*Ne garip, dünyada cennetler çeşit çeşittir.
Ama cehennemler hep aynı.

*Dünyanın kanseri işadamlarıdır.
Çünkü ancak kanser hücreleri beslendikleri organizmayı harap ederek çoğalırlar.

*”Benzer iletilerin benzer şifaları olmalı. Kapitalizmin şifasını da ekonomik ve sosyal reformlarda değil ruhsal ilaçlarda aramalısınız.” Diye fısıldadı şeytan. Gelen yüzyıllarda sistemi yaşatacak olanlar ekonomistler ve sosyologlar değil kimyagerler ve psikiyatristler
olacak.

*Daha mutlu olmak mı?
Ne çok şey istiyorsunuz yahu?
Daha da mutsuz olmanızı nasıl engelleriz.
Sistem için bütün mesele budur
Devrim mi?
Hadi canım

Laroxyl,Tofranyl,Diazem ve Lithium
Xanax,Prozac,Seroksat ve Valium

ÇALIŞMAK

*Kendi seçmediğim bir yerde, kendi seçmediğim bir zamanda, kendi seçmediğim bir işte, kendi seçmediğim bir süratte, kendi seçmediğim insanlarla muhakkak bir amirin sıkı gözetimi altında direktif alarak, bütün o çocukça ceza ve ödül sistemleri ile ruhumu , bedenimi ve aklımı meşgul etmek

*O zaman niye çalışıyor enayiler
Bugün birçok insanın hemen hiç farkında olmadıkları gerçek, çalışmak zorunda bırakıldıkları gerçeğidir. Haftanın beş günü – sabah yedi akşam yedi – üretmeli ve ürettikleri hiçbir işe yaramayan hırdavatı emekleri karşılığında aldıkları ücretlerle yine kendileri tüketmelidir.

*Kapitalist işadamları da, Marksistler de aynı evrensel Tanrı’ya taparlar – ÇALIŞMAK – Bu iki zihniyetin tarikatları biraz farklıdır sadece. Marksistin tarikatı üretimdir; işadamınınki ise tüketim.

*Enayilerin sadece bir kısmı çok çalışırlar.
Ama bütün enayiler çalışkanlığı överler

*Çalışmadan bir hak gibi bahsedilmesi ve bunun anayasalara girmesi ne garip!
Çalışmak ne bir hak ne de bir ödevdir. Kötü bir kaderdir sadece. Sakat veya köle doğmak gibi.
İşte eski yunanlılar aynen böyle bakarlardı çalışmaya

*Yaşamak, çalışmak değildir. Sakatsanız sürüklenerek, emekleyerek de bir yerlere varabilirsiniz. Ama vah vah size! Yaşamanın amacı bir yerlere varmak değil ki.

Ya ne?
Takla atmak, yuvarlanmak, kanatlanmak, dans etmek….
Kendinden geçmek, içine gömülmek…
Durmak
Ve düşünmek

Çalışarak hayatını sürdürmek zorunda
Vah vah!
Kahpe dünya
Kör Talih

*Yaşamak ara sıra eziyetli bir hayattır doğrusu.
Çalışmak ise her zaman hayatsız bir eziyet.

*Para sokağa atılacak kadar değersiz bir şey değildir.
Ama çalışarak kazanılacak kadar da değerli hiç değildir.

*Para güvenlik, konfor, özgürlük ve mutluluk getirir. Ama ne fakirlerin hayal ettikleri, ne de zenginlerin uğrunda harcadıkları kadar.

İLERLEME

*Eski güzel günlere geri dönüşün artık mümkün olamayacağını anladığımız noktadan itibaren yürümek zorunda kaldığımız o acılarla dolu yola verdiğimiz şatafatlı isim.
ZAMAN HIRSIZLARI

*Eskiden sadece çalışırken zamanımızı çalanlar, artık boş zamanımız için de rekabet halindeler.
Sinemaya mı gitsek, diskoya mı?
Yoksa ucuz bir turla İtalya’ya mı?

*Sırtını bir ağaca dayayıp yüzünü güneşe çevirmek Kapitalizme baş kaldırmaktır.

*Ne yapsak çalışanların dünyasından ayrılamayız artık. Dinlenirken ve eğlenirken bizler tüketiyoruz başkaları çalışıyor ve üretiyorlar

*Hayatın anlamı nedir diye….
Doğuya gittim – Eziyettir; Selametin için çalış dediler.
Batıya gittim – Çalışmaktır; Selametin için çek dediler.

Peki en büyük öğretmenler ne diyorlar?

Doğa ne diyor önce?
Acıdan kaç

İksirler ne diyor?
Hazza koş

Müzik ne diyor?
İşte haz

Aşk ne diyor?
Gel.

VERİMLİLİK VE İLERLEME

*Avcı ve toplayıcı obalar günde iki saat çalışarak hayatta kalırlar. Biz post-modernler ise günde on saat çalışarak iki yakamızı ancak ucu ucuna getirebiliyoruz.

*Kapitalist işadamları ve onların köle ruhlu profesörleri, boş zamanınızı işten arta kalan zamanınız olarak hesaplarlar.

*Mutsuzluğunuzu azaltırsa bu bir ilaçtır.
Mutluluğunuzu arttırırsa uyuşturucu

*”Din kitlelerin uyuşturucusudur” derdi geçen yüzyılın bir büyük bilgesi.
Bu geçti. Gelen yüzyılda uyuşturucular kitlelerin dini olacak

*Aylaklık; düşünmek, duymak ve yaşamak için bağdaş kurmaktır. Çalışmak ise bir gün bağdaş kurabilmek için boşu boşuna koşuşturmaktır.

* Bilinenler ve bilinmeyenlerin toplamının bilinemezlerden az olduğuna ve hep olacağına inanıyorsanız siz tanrıya inanıyorsunuz ; bilinemezlere eşit olduğuna inanıyorsanız siz bilime inanıyorsunuz.

Ya eşit olduklarını biliyorsan? O zaman siz tanrısınız.

*”Küçük , bedensel ve geçici hazları küçümseyerek Ruhsal, Büyük ve ilahi hazları arayan keşişlere , dervişlere , Hint’ten ve Rum’ dan ermişlere, Sufilere ,bilgelere sakın kanmayın” diye fısıldadı şeytan
Hazzı hep göklerde arayanlar yeryüzünde bulamayan kabızlardır. Bu arif ,aşık ve cümle evliya takımı işte böyledir. Kendi kabızlık ve kasvetlerine gizemli mazeretler ararlar aslında.
:: www . forumuz . biz :: Kurtadam forumları ::
*Tahrik, edildikçe daha çok üstümüze varan bir beladır. Elde edilince de bütün büyüsü kaybolan bir zilli.

*Tahriklerden asla yüzüm kızarmaz ; tahrik olmamak utandırır beni.

*Tahriklerden kaçarsam yorgun düşeceğim; reddedersem pişman olacağım; dayanmaya çalışırsam yenileceğim. Ama ya tahrik olmazsam işte o zaman suçluyum.

*Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi sende başkalarına yapma.
Bu can sıkıntısından patlayan hımhımların ahlakıdır.
Sana yapılmasını istediklerini sende başkalarına yap.
Bu hazperestlerin, fırlamaların ve piçlerin ahlakıdır.

*Yaşamak… bir akıntıya kaptırmaktır.
Düşünmek ise akıntılara kafa tutmaktır.
Halat, çapa, kürek, motor, yelken,
Allah ne verdiyse artık

*Dans neşenin dile gelmesidir…

*Bu kadar aklı başında bir dünyada yaşayanlar için tek kurtuluş delirmek olmalı.

*Talihin pezevengi fırsattır
Onunla düzüşmek istiyorsanız önce fırsatı görmelisiniz

Kendini Tanı
*Kendimi bilmek ruhumu sıkıyor.
Kendini bilenler ise canımı.

*Kendini bilmek kendini hapsetmektir, ileri safhalarda tanrının işine karışmaktır; hatta şirk tir.

Kendin Olmak

* “Arayış içindeyim”
“Hangi arayış” diye haykırdı büyük yeni çağ yorumcusu. “gerçek bir arayışa çıkan bulmuştur bile!”
“insanın hayatta bulup bulacağı yegane doğru, hemen yolun başında bulunandır.”
“o zaman herkes bulmuştur.”
“hayır, çoğunuzun ömrü arayışa nereden başlayacağınızı aramakla geçer. Bu yolun başında dolanıp durmaktır, yola çıkmak değil.”

“yola çıkıldığı an bulunur mu?”
“hemen o an ve o saat”
“nedir o bulunan?”
“Ananın …!”
Diye güldü ve devam etti
“Arayış içindesin oğlum ama bil ki kendilerini arayanlar iyi bir sevgili olamazlar. Seni arayanları sen de aramaya başlamışsan Büyük bir aşka hazırsın.
“Peki bu büyük bir aşka hazır adamlar kendilerini bulmuş adamlar mıdır?”
“Hayır kendilerini bulmak için en iyi yolun seni aramak olduğunu bulmuş adamlardır.

*Mutluluk üstüne düşünmek hele mutluluk için çabalamak kimseyi mutlu etmez.
Mutluluk her şeyden önce mutluluğu unutmaktır.

*Bu aralar mutluluğa hiç ihtiyacım olmadığı için galiba çok mutluyum.

*Yunancada mutluluk (eudamonia) sözünün içinde Şeytan (daimon) gizlidir. Bu bir tesadüf mü. Yoksa bu olağanüstü adamların bilgeliklerinin yeni bir zirvesimi? Eski yunanlılar için şeytan bize doğru yolu gösteren iç sesimize verdiğimiz isimdir. Bu demektir ki, Yunanca mutlu olmak istiyorsanız Şeytan’ı işin içine karıştırmalısınız

*Gavur dillerinde Şeytanın bir başka adı ise Lucifer’dir yani “Işık tutan” Bu gavurlar da bazen ne çok şey biliyorlar yahu.

*Kimse yalnızlığı sevmez. Neden?
Çünkü kendisi tanıdığı en can sıkıcı insandır.

*Yaşamın karşıt anlamı ölüm değildir.
Can sıkıntısıdır, dedim bir gün
O günden beri de canım çok sıkılıyor nedense

Tekrar mutluluk üzerine

*Aşırı mutlu olmamaktır mutlulukların en huzurlusu

*aşırı bir mutlulukta huzursuzluk vardır nedense. (Kaybedecek bir şeyler var çünkü)
Aşırı kederde ise huzur. (kaybedecek nasıl olsa bir şey kalmadı.)

Hayatın Yaşları
*”Kadınlar” dediğiniz an çocukluk bitmiş , gençlik başlamıştır
“Başarı” dediğiniz an gençlik bitmiş orta yaşlar başlamıştır.
“Zaman” dediğiniz an orta yaşlar bitmiş, yaşlılık başlamıştır.

*Gökdelenin tepesinden atlayan adama orta katların önünden geçerken sormuşlar: “Nasıl gidiyor?”
“Şimdilik iyi vallahi” demiş
Çok çalıştığımız orta yaşlarımız işte böyle geçer

Zaman ve Mutluluk

*İyimser ile kötümser arasındaki yegane fark vade farkıdır. Yoksa uzun vadede herkes iyimserdir.

Ölüm

*Kimse eşit doğmaz
Ama herkes eşit ölür
İşte onun için
Ölüm acı bir son değildir
Hayatımızın yegane adil başlangıcı ve biricik fırsat eşitliğidir

*Tanrı doğanları hayat; ölenleri ise cennet vaadi ile kandırıyor vallahi.
*Yaşarken ölümden korkma hakkımız var. Ama doğarken yaşamdan korkma hakkımız yok.
Haksızlık bu

*Doğarken kimse eşit doğmaz
Ölürken ise herkes eşit ölür.
Evliyalar, azizler ve peygamberler hariç. Onlar biraz daha iyi ölüyorlar (galiba)

*iyi doğmak, iyi yaşamak, iyi ölmek
Beyzadeler iyi doğarlar
Evliyalar ve azizler iyi ölürler
Hazperestler ve sanatçılarmı?
Onlar iyi yaşarlar
Aşk ve İman

*Aklın sözü ancak boş bir gönle geçer. Evet ancak boş bir gönlün efendisidir akıl; efendili bir gönlün ise kölesidir.

*aşkta akıl susar; delilik konuşur.

Aşkın Mantığı Yoktur

*Beni acıtabilmek için önce nereye vuracağını çok iyi bilmelisin
Nereye vuracağını bilmek için beni çok iyi tanımalısın
Beni çok iyi tanıyabilmek için sevgilim olmalısın
Sevgilim olman için seni çok sevmeliyim
Yani?
Yani seni çok seversem; beni acıtabilirsin
Eeee?
Ne eee’si?...... Ayrılıyoruz…

*aşk ne kadar şiddetliyse, ayrılıklar ve kavgalar o denli şiddetli olur
Hiç kavga etmeyen aşıklar mı?
Birbirlerini değil ebeveynlerini bulmuşlardır.

*Aşkta huzur mu?
Sadece bir ateşkestir

*Büyük bir aşk her zaman bir rastlantıdır. İlişki sipariş edilir. Satın alınır. Hak edilir. Hatta çalınır. Ama aşk sadece bulunuverir. Birdenbire..
*aşk her zaman haber vermeden gelir ve hazırlıksız yakalar. Çünkü aşk bir süvari baskınıdır.

Ne olduğunu anlamadan kargaşanın ortasında buluverirsin kendini.
Savaş naraları, nal sesleri arasında.
Silahsız, korumasız, ayakların çıplak.
Ve parlar aniden bir kılıç üzerinde
Bir tek darbeyle alır canını
Bir at başı seçebilirsin sadece hayal meyal
Sağrısı ter kan içinde, ağzı köpük, kulakları dik
Burun delikleri kocaman açılmış
Süvarisi kim?
Niye şimdi?
Ve niye sen?

*Sonsuza kadar sürecek yegane aşklar yarım kalmış aşklardır

*sonsuza kadar süremeyeceğini bilerek yaşadığımız bir aşk daha uzun sürer.
Ne kadar sürer?
Kim bilir, beklide sonsuza kadar sürer

*bir ömür boyu : ya ömür boyu değildir; ya da aşk değildir.

*en hızlı yatıştırıcı sekstir. En etkin sakinleştirici ise kısa ve küçük bir aşk.

Bir gecelik aşklar

*herkez birbirine sürtünüyor. Kimse sarılmıyor. Teflon aşklar peşindeyiz. Şöyle bir sürtünüyoruz, birden ısınır koyuyor gibi oluyoruz. Bir har, bir ateş, bir yangın – aman aman

Sonra birden biri aygazı kapatıyor sanki. Pişen her ne idiyse – çoğu zaman da seks – çarçabuk tüketiliyor. Hamhum şaralop. Öylesine özentisiz bir sofrada, şarapsız ve sohbetsiz.

Ve herkez yoluna, teflonlar dolaba. İşte size küçük aşklar. Teflon günler, neon geceler. 1990 lı yıllar.

*Doymak mı?
Sıradan ilişkiler ile doyar insan
Tıkınarak
Büyük aşklar oysa doyurmazlar asla
Tam tersine iştahını açarlar adamın
Çok ama çok daha büyük sofralara

*aşk bir açlıktır, şehvet ise iştah

*aşkta şehveti sofrada iştaha benzetirler. Doğrudur, ama şöyle ; şehvet aşkın değil asıl aşk şevkin iştahını açar – şehvet aşkın bütün iştahı ise ne o aşk ne de o şehvet uzun ömürlü olur

Erkekler ve kadınların ayrı dünyaları

*Erkekler deli gibi aşık olurlar, zamanla akıllanırlar. Kadınlar ise akıllı gibi aşık olurlar, zamanla delirirler.

*Aşk, kadını ve erkeği farklı etkiler. Aşık olan kadının gözünde başka hiç bir şeyin değeri kalmaz. Aşık olan erkeğin gözünde ise her şey yeniden değerlenir.
Çünkü aşık kadın “nasıl olsa bitecek” sezgisi ile hareket eder. Aşık erkek ise “nasıl olsa sonsuza kadar sürecek” yanılgısıyla….
Aşık kadınlar bu yüzden hep endişeli ve hep huzursuzdurlar; aşık erkekler ise melekler gibi dingin ve aptallar gibi bön.
:: www . forumuz . biz :: Kurtadam Forumları ::
*Aşksız bir erkek kendini kölesiz bir efendi gibi hisseder, aşksız bir kadın ise efendisiz bir köle.

*Bir erkek kadınından bıktığı için onu terk eder; bir kadın ise erkeğinden sıkıldığı için. Arada çok önemli bir fark var.

*Bir erkek doyduğu için kadınından bıkar. Bir kadın ise doyamadığı için erkeğinden sıkılır.

*Kadın 20. yy. da özgürlüğüne kavuştu.
-yok yahu! Peki sonra ne oldu?
-Hiç iş kölesi…

ÇAPKINLIK

*Toplum ne ikiyüzlüdür yarabbi!
Kadının çapkınına ^^^^^^ derler.
Erkeğin ^^^^^^suna ise çapkın

*Kadın çapkınlığını gizlice yapmak ister. Erkek ise açıkça.
Çünkü çapkınlık erkeğe itibar getirir. Kadına ise sadece baş belası.

*Erkekler arasında çapkınlık hiçbir zaman bu çağdaki kadar popüler olmamıştı.
Neden?
Çünkü artık çapkınlık erkeğin erkekliğini yaşadığı son sığınaktır.

EVLİLİK

*Hayat doya doya çapkınlık yapmak için ne kadar kısadır yarabbi; huzurlu bir evlilik için ise ne kadar uzun

*Kadınlar evlenmeden önce hiç tahmin etmediğimiz gibi, evlendikten sonra ise tam tahmin ettiğimiz gibi çıkarlar.

*Evlilik üç türlüdür. Ya iki zaaf evlenir, ya iki çıkar, ya da iki aşk.
Çıkar ve zaaf evlilikleri, çıkarlar ve zaaflar değişmediği müddetçe devam eder. Aşk evlilikleri ise aşklar, çıkarlar ve zaaflara dönüşene kadar.

İHANET OYUNLARI

*Gerçekten sadık olduğumuz yegane anlar delice aşık olduğumuz anlardır. Ondan sonra ise ya sadık görünürüz ya da fırsat bulamayız.

*Sadakat ihanettir.
Nasıl m?
Canım çeker ama yapamam.
Yani?
Yani sana sadık kalırken kendime ihanet ederim.
Yani?
Yani sadakat ihanettir.

KISKANÇLIK

*başka kadınlarla yatacağımdan şüphelenen kadın aslında kendinden şüphelenmektedir.

*Kıskanç bir kadın huzurumuzu bozar ama gururumuzu okşar. Ve bencil bir aşık için gururu huzurundan her zaman daha önemlidir.

*Erkeklerin kıskançlığı biraz daha farklıdır. Erkek ihanet eden kadınını kıskanmaz; öbür herifin talihini, cazibesini, neşesini ve keyfini kıskanır. Erkeklerin kıskançlığı kadınlarına duyduğu güvensizlikle ilgili değil, kendi erkekliklerine duydukları güvensizlikle ilgilidir.

İTİRAFLAR

*İnsan yalanını itiraf ederken bile düzinelerle yalan söylerler. Detaylar yumuşatılır, sahneler değiştirilir, figüranlar gizlenir. Bazı dostlar aklanır. İtirafçılar akıllıdır. Ayrıntıların toplamından ortaya çıkacak manzara, itiraf edilen o alelade gerçekten çok daha katlanılmazdır çünkü. Büyük ve asıl yalan hep ayrıntılarda gizlidir. Ve hiçbir zaman, en içten itiraflarda dahi ortaya çıkmasına izin verilmez. Kimse ama hiç kimse gerçeğin tamamına katlanamaz – içimizdeki en mert ve en cesur olanlarımız dahil

*”çıplak gerçekler müstehcendirler. İşte bu yüzden biraz giydirildikten sonra insan içine çıkarılırlar”
Diyerek fısıldadı geldi şeytan.
Diz çöktü önüme usulca
Ve sildi elinin tersiyle gözyaşlarımı
Okşayıp yanağımı hafifçe
Fısıldadı:

Kahpece seven kahpece aldatılır.
Ya mertçe seven?
O enayide mertçe aldatılır.

*Kötü kız olmak ara sıra farkına varılan küçük bir günahtır, İyi kız olmak ise her zaman büyük bir pişmanlık

*Erkekler ve kadınlar affetmek ve unutmak konusunda da biraz farklıdırlar. Erkek çabuk unutur ama asla affetmez. Kadın derhal affeder ama asla unutmaz.
Aslında erkeklerde unutmazlar; sadece hatırlarına getirmezler.
Kısaca: İhanetleri kimse unutmaz. Kimi hatırına getirir. Kimi getirmez. Getirenler mutuz olurlar o kadar.

*İtiraf ederiz. Neden mi?
Çünkü bizde aynı suçu işlemişizdir.
Affederiz. Neden mi?
Çünkü bizde aynı suçu işleyebilirdik.
Unuturuz. Neden mi?
Çünkü bizde aynı suçu işleyeceğiz.

*Hiç düşünmeden yaşamak kolaydır.
Hiç yaşamadan düşünmek de.
Hem düşünmek hem de yaşamak mı?
İşte bu imkansızdır.

*Benim beynim yol geçen hanıdır. Her isteyen, her isteyen kalır, her isteyen gider. Gönlüm ise padişah haremedir. En iyileri, en güzelleri ve en keyiflilerini toplarım ve asla bırakmam.

*Arsızca düşünmek keyifli bir sohbettir. Tutarlı düşünmek ise can sıkıcı bir monolog.
Hayatta önemli olan da keyif ve sohbettir zaten. Doğrular ve gerçekler değil.

*Düşünerek doğru bulunmaz. Bulunmuşsa o muhakkak ama muhakkak yanlıştır. Doğru yanlışların, aykırılıkların, paradoksların arasından sezilir gibi olur. Yani doğru koklanır. İşte bu yüzden tutarsızların burunları beyinlerinden daha kıymetlidir

KİMLİKLENMEK

*Engellenmektir. Sınırlanmaktır. Hapsolmaktır. Her teba kimliklenerek güdülür.

AFORİZMALAR

*Kıvrak cümleler ve söz oyunlarından başka bir şey değildir aforizmalar… Felsefenin mezar taşları, edebiyatın ise yüz karaları.

*Nihilistin kafa karışıklığı
“Her şey hiçtir.”
“Eğer öyleyse hiç de hiç’tir. Bak inanacak bir hiç’in bile kalmadı işte geriye” diye fısıldadı şeytan

*Sinik’in kafa karışıklığı
“her şeyin tersi de doğrudur” dedi sinik
“ ya bu son söylediğinin” diye fısıldadı şeytan

*Aforizmalar;
Hepsi önce doğrudurlar. Üstünde biraz durup düşünürseniz yanlışlaşırlar. Daha çok düşünürseniz tekrar doğrulaşırlar.
Sonra
Sonra tekrar yanlışlaşırlar
Peki nereye kadar gider bu?
Bıkana kadar gider vallahi

TANRILAR ÜZERİNE

*Tanrı yoktur diyen ve bunu savunan adam gerçek bir mümin kadar tanrısıyla beraber yaşamaktadır. Bu yüzden aklı başında bir Tanrı sadece kendine gerçekten inananları ve gerçekten inanmayanları sever.
Tanrı’yı hiç düşünmeyenlerin, ona tamamen kayıtsız kalanların aklında ve gönlünde Tanrı tamamen yok olmuştur. Ateistin dilinde tanrılar olmayabilir ama zihni onlarla doludur. Üstelik tanrı yok demek onun varlığını daha başından kabullenmektir.

*-Hey dostum kim yok dedin?
-Tanrı yok
-Kim yok dedin sen, Kim?
-Tanrı.
-Ha şöyle, yola gel bakalım!

*Sadece Şeytan’ın vesveselerini duyuyorsanız – delisiniz.
Sadece Tanrı’nın ayetlerini duyuyorsanız – peygambersiniz.

Ama her ikisinin sohbetini bir müddet dinliyor, sonra da kalkıp bir reçelli ponçik yiyorsanız, muhtemelen aklı başında bir insansınız…

Alıntı:Ulaş